Kategori: Kişisel Gelişim

RASYONEL TERAPİ NEDİR?

Albert Ellis felsefesinden etkilenen bir terapi modeli olan “Rasyonel Terapi “yaşamdaki güçlükleri önlemek ,inanç ve düşüncelerimiz dolayısıyla ortaya çıkabilecek davranış kalıplarını yönetmede ve özellikle depresyon üzerinde etkili bir terapi modeli olmaktadır.Felsefesini “Epiktatus, Marcus, Aurellius, Konfüçyüs vb düşünürlerden de etkilenerek  besleyen rasyonel terapi “Bilişle” çalışmaya odaklıdır.Genellikle bireyler olaylardan değil olaylara dair algılarından etkilenmektedirler.Bu terapi modelinde 3 temel yapı üzerinde çözümlenen olaylar ABC modellemesi üzerinden incelenmektedir.

*A:Olay:(Activating),

*B (Beliefs):İnançlar,

*C(Consequences):Duygu ve davranışlar.

Bunun yanı sıra terapist;

* D(Disputing):Çürütme teknikleri ile terapist danışanın düşünce sistemini yeniden yapılandırır ,düşünceleri analiz eder ve danışanın düşüncelerini yenilemesini sağlar.

Rasyonel terapi modellemesine göre; birey kendisinden sorumludur. Bireyin duygularının ayrışması temel esastır ve bireyin sağlıklı ve sağlıksız olumsuz duygularını tanımlaması oldukça önemlidir. Örneğin ;bir durum karşısında depresyona ve yıkıma uğramak sağlıksız ve olumsuz duygular iken normal düzeyde kaygı ve endişe duymak sağlıklı olumsuz duygulardır.Bireyin olaylara dair sağlıklı olumsuz duygular hissedebilmesi terapilerde  temel hedeftir.Rasyonalite yani gerçekçi düşünce sistemi ;mantıklı,yararlı,hedefe giden,gerçekçi ve sağlıklı duyguları savunmaktadır.

TEMEL İNANIŞLARIMIZ:

*Abartılılı Talepkarlık

*Dehşetleştirme

*Tolerans düşüklüğü

*Kendini ve yaşamı değersizleştirme tüm insanların doğasında yer alan olumsuz inanç sistemleridir.

Bu terapi modellemesinde danışanın B-C Linki dediğimiz İnanç ve sonuç sistemlerinin bağlantısını iyi kavraması gerekmektedir.”Mantıklı olan ,gerçekçi olan,hedefe giden nedir?En berbat senaryolar ne kadar gerçekçidir? Ve bunları yönetmek ne kadar doğrudur vb sorular üzerinde duran seanslar süreci takip etmektedir.Süreç bireyin psikopatolojik yoğunluğuna bağlı olarak devam etmektedir.

KAYNAKÇA:

Albert Ellis Enstitüsü  Yrd.Doç.Dr Murat Artıran “Süpervizyon Eğitiminden Alıntıdır.”

OKUL ÖNCESİ ÇOCUKTA PSİKOLOJİK GELİŞİM

Sağlıklı çocuklar için beklenmekte olan bir takım fiziksel ve motor gelişim süreçleri vardır. Okul öncesi psikolojik ve sosyal gelişim açısından “kritiktir.” (Bierman,1987).Bunun yanında çok sıklıkla göz ardı edilebilecek olan ruhsal gelişimin de bu süreçte önemi büyüktür. Psikolojik ve sosyal gelişimin birbirine oldukça bağlı olduğu düşünülürken, çocuğun gelişimindeki psikolojik etkenler üzerinde biyolojik olgunlaşma ve çevre faktörleri de aynı oranda etkilidir.

Bebeklikten 6 yaşa kadar süre gelen temel gelişim sürecinde esas konu çocuğun insiyatif elde etme çabasıdır. Bu sebeple de çocuk ve aile arasında  yaşanan temel çatışma konusu genellikle çocuğun “evi yönetme ve hükmetmesi” şeklinde gözlemlenmektedir. Okul öncesi dönemde ben merkezci düşünce temel olurken ; çocuğun dikkat ve odağı ebeveyn üzerindedir. Okul öncesi dönem, çocuğun gelişiminde  hızlı değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bilişsel ve sosyal becerilerin temeli bu dönemde atılır. Çocuğun dil becerilerinde, dikkat, bellek ve kendini kontrol alanlarında da önemli ilerlemeler görülmektedir.

 

Uzmanlar tarafından” altın değerindeki yıllar”, olarak değerlendirilen okul öncesi dönem  anne-babalar için bazen çok eğlenceli ve sürprizli, bazen adeta ergenlik dönemini yansıtan  çatışmaların sıklıkla yaşandığı, zorlayıcı bir dönem şeklinde yaşanabilmektedir. Yoğun bağımsızlık arzusu bu dönemde oldukça sık gözlemlenmektedir. Gerçekten izin vererek bağımsızlığı gözetmek ve güvenliğini etkileyebilecek durumlara karşın sınır koymak gelişim

 desteği açısından gereklidir. Yoğun bir günün ardından ona sarılmak istediğinizde oyunundan kopmak ya da kendi dünyasından çıkabilmek onun için kolay olmamaktadır. Kimi durumlarda bazı şeyler konusunda çocuklar kendilerini sorumlu hissedebilirler. Bu ben  merkezci düşünce yapısından kaynaklıdır. Örneğin: Anne babam benim yüzümden mi tartıştı vb.

Çocuklar okul öncesi dönemde duygularının esiri olurlar ve herhangi bir konuda sabırsız davranırlar, farklı duyguları ayırt edebilseler de, bu duygular üzerinde kontrolleri oldukça azdır. İsteklerini erteleme, dürtü kontrolü gelişmemiştir; bir şeyi istiyorsa o hemen olmalıdır, yoksa gözü bazen gerçekten hiç bir şeyi görmemektedir. Duygular bu dönemde genellikle ,söze değil aksiyona dökülür. (vurma, ısırma, atma). 4 yaşta ve sonrasında  gelişen beyin aktiviteleri sayesinde sözel ifade, oto kontrol becerileri oturmaya başlar, çocuk duygusal patlamalarla bunların sonucunda gelişebilecek negatif olaylar  arasında ilişki ve empati kurmaya başlar .

YAŞ GRUPLARI VE GENEL ÖZELLİKLERİ:

4 YAŞ:

Çocuğun kavrama gücü gelişmiştir. Karşı gelme ve kaba üslub bu döneme hakim olurken, oyunlarda sıklıkla kavga,tekme atma,tükürme yüksek sesle ağlama,gülme dönemin başlıca özellikleridir.

5 YAŞ:

Kendine yeten ,sosyal ve uyumlu hale gelen çocuk huysuzluk dönemini geride bırakmıştır.İnsan ilişkilerinin güçlenmesiyle görünümü farklılaşmıştır.Dil becerisi oldukça güçlüdür.Annesi onun için dünyanın merkezidir.Uzun cümleler kurar ,çok konuşur.Bu dönem genelde yorgunluğun hırçınlığa dönüştüğü ve sevilip sevilmediğine dair çocuğun sorgulamaya girdiği bir dönemdir.

 

6 YAŞ:

Tembel ve kararsızdır.Bu dönemde bireysel oyunlar grup oyunlarına dönmeye başlamıştır. Hareketlilik artarken ,başarı ve başarısızlık duyguları arasında gidip gelmeler sıklıkla yaşanmaktadır. Sorumluluklar artar, dikkat süresi uzar ,en iyi olmak çocuk için çok önemlidir.

KAYNAKÇA:

Ekip Norma Razon Makale

Keskin, Bengi (Psi danışmanlık Merkezi)  Makale

ÇOCUK EĞİTİMİNDE İLETİŞİM VE TUTUMLARIN ÖNEMİ

Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise  en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli görevlerden biridir.Gelecek açısından ele alındığında bu konunun önemi her geçen gün daha da ön plana çıkmaktadır. Daha çocuk dünyaya gelmeden anne babaların kafasında bir çok soru işareti oluşmaktadır. Kız mı erkek mi olacak ? Sağlıklı doğup büyüyecek mi ? Ailemizde ve günlük hayatımızda  nasıl bir değişiklik olacak ? İleride nasıl bir insan olacak ? okul başarısı iyi olacak mı ? Nasıl bir meslek sahibi olacak ? Hayatta başarılı olacak mı ? ve buna benzer yüzlerce soru ile doğacak çocuklarını  beklemeye koyulurlar .

Çocuk dünyaya geldikten sonra oluşan çocuk yetiştirme sürecini sağlıklı yaşamak adına yapılması gereken ; Çocuğun özerk olma ihtiyacını dikkate almak ve desteklemek, diğer taraftan da yakın bir ilişki kurmak gerekir. Destekleyici tutumu benimseyen aile çocuklarına iyi model olan ailedir.

  ÇOCUĞA AYRILAN VAKİT

 Her anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ancak  kendi kendilerine oturup ”çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?” diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir Profesör’ün araştırması kapsamında yapılan istatistiklerde bir babanın çocuğunu günlük görme süresi 7 saniye  olarak bulunmuş ! Peki bu durum hangi sonuçları doğurmaktadır sorularının yanıtını ararken anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve gelişimini de  dikkate alması gerekmektedir.Bu süreçte iletişim biçimi ve tutumların da önemi yadsınamaz.

İLETİŞİM MODELLERİ:

SEN DİLİ: Köşeye sıkıştırma ve alt etme duygusu hakimdir.

BEN DİLİ :Seni anlamaya ve yardımcı olmaya çalışıyorum mesajı vardır.

BEN DİLİ İLE KENDİMİZİ İFADE ETTİĞİMİZDE ÇOCUKLARIMIZIN    GELİŞİMİNE NE ŞEKİLDE DESTEK VERMİŞ OLACAĞIZ?

Ben dili davranışı değiştirmeye yöneltir;davranış değiştirme sorumluluğu yüklediği için sorumluluk almasını öğrenmesine yardımcı olur,İlişkileri güçlendirir.Yakınlık sevgi saygı birliktelik yaşanmasını sağlar.Ben iletileri dürüsttür.Rahatlatır.Kızgınlık öfke birikimini önler.Duyguların açıklanmasını, ifade edilmesini ve empati kurulmasını sağlamaktadır.

BEN DİLİNİ KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Çocuk davranışın neden kabul edilmediğini ve yarattığı duyguyu anlayamaz. Ben dili mesajları çocuğa tam iletilmelidir. Anne-babalar ben dili mesajlarında çocuklarına, o an hissettikleri birincil duyguyu dile getirmelidirler. Örneğin, kalabalık bir yerde çocuğunun kaybeden annenin birincil duygusu endişedir. Ancak çocuğunu bulunca ikincil duygu olan kızgınlık ortaya çıkar. Bu nedenle annenin ben dili mesajı ‘’Seni göremeyince korktum’’ gibi duygu içerikli olmalıdır. Ben dili mesajlarında duygular çocuğun anlayabileceği şekilde açık ve net olmalıdır ve anne-babanın gerçek duygularını yansıtmalıdır. Duygular eksik ya da abartılı ifade edilmemelidir. Örneğin, çocuğun sabah kalktığında eşyalarını düzenlememesi anneyi sinirlendiriyor ise anne, ‘’Sinirleniyorum’’ demeli aynı davranışı bir daha tekrarlamasın diye ’’Çok kızgınım’’ dememelidir. Ben dili mesajları sadece olumsuz duyguları belirtmek için değil, olumlu duyguları belirtmek için de  sıklıklakullanılmalıdır.

İLETİŞİM TÜRLERİ

  “Neredesin bakayım bu saatlere kadar”(yargılayıcı)

“Geç saate kadar gelmemen beni kaygılandırdı(ben dili-duyguları dile getiren)

“Seni anlamak mümkün değil bunu nasıl yaparsın.”(yargılayıcı)

“Bunu yapmış olman beni kaygılandırdı.”(bendili-duyguları dile getiren)

“Neden yine ceketin yerlerde”?( “Daha Önce ceket hakkında konuşmuştuk onu yine yerde görünce üzüldüm.”ben dili duyguları dile getiren)

İletişim engellerinden uzak durduğunuzda, çocuğunuzla aranızda güvenli ve sağlıklı bir iletişim temeli atmış olursunuz.

ÇOCUĞUMUZU DİNLERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

 Bedenen dinler duruma geçmek, size doğru oturtmak, sizinle aynı hizaya gelmek,Gözlerinin içine bakmak , tavrımız, bakışlarımız, ses tonumuz, konuşma hızımız ve yüz ifademiz çok önemlidir.

  İLETİŞİM ENGELLERİ NELERDİR?

Emir verme, yönetme,yargılamak, eleştirmek,soru sormak,öğüt vermek, Çözüm getirmek, yönlendirmek,teselli etmek, sakinleştirmek,alay etmek, lakap takmak, konuyu değiştirmek iletişim engelleri olarak ifade edilen temel ilişki hatalarıdır.

İLETİŞİMDE BASİT KAPI ARALAYICILAR NELERDİR?

Daha çok konuşmaya davettir. Çocuğu konuşmaya davet eder:

Anlıyorum, oh, hımmm, öyle mi, konuşmaya davet ederken, ‘Bu konuda konuşmak istermisin,   bunu tartışalım, anlatacaklarını dinlemek istiyorum, bu konuda bir şeyler   söyleyecek gibisin’ gibi kapı aralayıcı mesajlar kullanılmalıdır. Bu çocuğu cesaretlendirecektir.

EBEVEYN TUTUMLARI KAÇ TİPTİR?

Aşırı Koruyucu Tutum:

Bu ailelerde anne-babalar çocuğa gereğinden fazla  özen gösterip onu denetim altında tutarlar.

Aşırı Baskıcı-Otoriter Tutum:

Otoriter tutumda çocukların kişilik özellikleri,  ilgi ve gereksinimleri dikkate alınmamaktadır. Çocuğun istekleri bastırmaya  çalışılır. Katı bir disiplin anlayışı vardır.Çocuğa açıklanmada kurallar konulur ve bu kurallara kesinlikle uyması istenir, bu konuda anne-baba asla tartışma kabul etmez.

Aşırı hoşgörülü –Tavizkar tutum:

Denetimin düşük, tepkiselliğin yüksek olduğu bir tutumdur. Saldırgan tutumlar dahil çocuğun her tür davranışları hoşgörü ile karşılanır. Davranışlara sınır çekilmez ve yaptırım uygulanmaz.

Olumlu Aile Tutumu, Destekleyici Tutum:
Bu tutuma sahip anne babalar, çocuklarını herhangi bir karşılık beklemeden içten ve derinden bir duyguyla severler. Çocuklarının davranışlarını ilgi ve anlayışla izleyip , kendi ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirirler.

Sonuç olarak Aşırı kural koymak da, fazlasıyla kuralsız olmak da çocuğa zarar verir. Çocuk için evde düzenli ve belirli kuralların olduğu bir ortam yeterlidir. Mükemmel anne-baba mükemmel çocuk yetiştiremez, Mutlu anne-baba mutlu çocuk yetiştirir.

KAYNAKÇA

İletişim Çatışmaları ve Empati ( Sistem Yayıncılık ) –Dökmen Üstün Prof. Dr.

Anne-baba ve Çocuklarla İletişim ( Makale ) – DrAkşit . Sadık  Ege  Üniv. Tıp Fak. Pediatri Ana Bilim Dalı

 

 

      

 

 

 

 

 

Dijital Çağda Anne Baba Olabilmek

Sinerji Koleji Öğrenci Velilerine Yönelik Eğitim

Parlak Hayat psikolojik danışmanlık merkezimiz tarafından Başakşehir’de bulunan Sinerji Koleji öğrenci velilerine yönelik İbni Haldun Üniversitesi konferans salonunda Dijital Çağda Anne Baba Olabilmek konulu konferansımız aile ve çift terapisti uzmanımız Fulya Eroğlu tarafından verilmiştir.

bağlanma stili

Bağlanma Stilinin İlişkilerimiz Üzerindeki Etkisi

Kendinize göre mutlu bir ilişki yaşamıyorsanız, yaşamınız boyunca doğru ilişkiyi bir türlü bulamamışsanız …

RASYONEL TERAPİ NEDİR?

Albert Ellis felsefesinden etkilenen bir terapi modeli olan “Rasyonel Terapi “yaşamdaki güçlükleri önlemek ,inanç …

ÇOCUKTA UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Davranış, bireyin dışarıdaki insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenebilecek eylemleridir. Uyum ise bireyin …