Kategori: <span>Blog</span>

Uyku Problemi

Uyku problemleri için neler yapılabilir?
1. Uyku anında sizi uykudan alıkoyan düşünceleriniz var mi?
• Varsa bu düşüncelerinizi fark edip ağırlıklı olarak size hangi duygular hissettirdiğine yoğunlaşın. Öncelikle temel inancınızı saptamak ve bu noktaya değinmek durumundasınız.
•Düşünceleri itmeyip not alın ve ertesi günden itibaren bu düşünceler için kendinize 10 dk düşünme zamanları açın ve üzerine ayrıntılı düşünün. Düşünceyi itmek düşünceyi zamansal olarak öteler. En sonunda yastığa başınızı koyunca yine yüzyüze gelirsiniz. En iyisi eninde sonunda yüzleşeceğiniz o düşünceler ile peşin peşin gündüz gözüyle yüzleşin.
•Bu adımlar yetersiz kalırsa psikolojik bir destek alın. Destek almak sizi aciz, güçsüz, ezik veya deli yapmaz. İnsan yapar. İnsanlar destek alırlar, yorulurlar ve paylaştıkça zihinsel olarak daha geniş bakarlar.
2. Fotoğrafta paylaştığımız bu harika çiçeğin çayını demleyin. Kendisinin adı passiflora. Psikiyatri içerisinde farmakolojik destek açısından uykuya yönelik kullanılmaktadır. Doğal ve zararsız olan bu bitkinin kuru formunu aktarlardan bulabilirsiniz. Size sap kısımları verilecek. Bu sapları suda kaynatarak içiniz. Kabuklu bir çay oldugu için özünü vermesi adına haşlamaktan veya demlemektense 2 -3 dk kaynatmak faydayı daha iyi hissetmenizi sağlar. Başka neler tüketebilirim için önceki videolara bakabilirsiniz.
3. Uyku için nefes egzersizini kullanın. Cenin pozisyonu şeklinde sağ tarafınıza yatarak 1 saniye burnunuzdan nefes alıp 2 saniye burnunuzdan nefes veriniz. Bu nefesi aralıksız olarak gözleriniz kapalı yapın. Acaba uyudum mu diye kendinizi kontrol etmeyin. 15-20 dk pes etmeyin. Sabah uyandığınızda işe yaradığını göreceksiniz. Ayrıntılı bilgi için bunun anlatan videomuzu izleyebilirsiniz.
4. Gün içi aktivitelerinizi arttırın. Spor, sanat, kitap vb ile gün içinde size uyan meşguliyetlerle bedensel ve zihinsel enerjinizi bir yere kanalize edin.
5. Biyolojik saatinizi geciktirmeyin. Uykunuz geliyorsa ötelemeyin ve ona direnmeyin. Akşam yatağınıza yatın. Yatış ve kalkış saatlerinizin daha sabit olmasına ve gecikmemesine dikkat edin.

6. Geç saatte kafein ve tein tüketmeyin. Saat 16:00 ve sonrası kahve çay tüketmeyin.
7. Saat 23:00 sonrası teknolojik aletleri kapatın ve daha sakin geçireceğiniz bir meşguliyet ile ilgilenin veya manzarayı izleyip düşünün. Teknolojik aletlerdeki beyaz ışık uykuyu kaçırmanıza ve baş ağrısı yaşamanıza sebep olur.
Şimdiden İyi uykular 

 

Gün Sonu Hesaplaşması

Gün Sonu Hesaplaşması

Gün biter ve yavaş yavaş tüm gün kime ne söyleyip ne söylemediğinizi, ne yapıp ne yapmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Keşke ona şunu deseydim, keşke bunu demeseydim, bunu nasıl yaptım inanamıyorum, bunu yapamamış olmama inanamıyorum… İçinizde yargılayan bir ses hızla konuşup keşkeler silsilesi başlatıp sizi iç konuşmalara sürüklüyor ve yoruyorsa iç dünyanızın daha derinlerinde başka bir kendilik inancı İle tekrar eden bir kısır döngü oluşmuş demektir. Bazen keşkelerin sonucu “ben tam bir aptalım “ derken bazen o keşkelerin sonucu temel inancınız “ben kötü biriyim “ der. Şıklar daima aynı kapıya sizi getirir ve kendinizi geçmişi zihninizde düzeltirken bulursunuz. Bu zihni, ruhu ve bedeni ciddi yoran bir tablodur ve sonucunda bu derece yoğun obsesif dediğimiz takıntılı düşüncelere sahip olmak kişiyi tükenmiş hissettirebilir. Belli bir tükenmişlik ve herşeyi koy vermişlik zamanının ardına hissedilen enerji ile dağıttıklarını tekrar ve daha büyük bir eforla toparlamaya çalışır kişi. Bu durum yap-boz savunma mekanizmasıdır ve obsesif kompulsif kişilik bozukluklarının sık kullandığı bir mekanizmadır. Bu durum temel çocukluk yıllarına dair oluşturulmuş inançlar terapötik müdahaleler ile ele alınarak halledilebilmektedir. Dinamik terapi, EMDR terapisi, vb teknikler bu durum için uzman eşliğinde yürütülerek güzel sonuçlar vermektedir. Bireyin hangi tekniğe veya tekniklere uygun oldugu uzman tarafından belli bir görüşme, anamnez alma aşamasından sonra netleştirilir.
Kendinizde veya yakınınızda benzer bir durum var ve sizi zorluyorsa destek alma vakti gelmiş demektir.
Kendiniz için iyi olanı seçip hayatınıza katabilmenizi ve kendi doğrularınızın arkasında durabilir olabilmenizi dilerim.
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Uykunun Ruhsal Bedenimize Etkisi

Uyku Hijyeninin Ruhsal Dengemize Etkisi

Sağlıklı ve derin yaşanan uyku gün içinde ihtiyacımız olan enerjiyi sağlarken aynı zamanda gündelik yaşamdaki problemleri rem uyku evresi ve rüyalar ile yeniden yapılandırır. İnsana kendi kendini onarma gücü olarak verilmiş uyku günlük yaşamdaki problemleri çözümleme ve sindirmede bedensel ve ruhsal gücün sağlanmasına yardımcı olur.
Uyku hijyeni yatağın temiz olmasından uykunun biyolojik saatine uygun olarak uyuyup uyanmaya kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Uykunun hijyeni için teknolojik aletlerin kullanımı ve güne başlangıç, akşam yeme düzeni ve stresle başa çıkma yöntemlerimiz çok etkilidir. Gün içindeki stresle başa çıkma yöntemimiz ağırlıklı olarak bastırma şeklinde ise gece yastığa konulan başla tüm bastırılanların gün yüzüne çıkıp uykuyu baltalama gibi bir durumu vardır. Bir çok uyku hijyenini sağlayacak etkenler uygun koşullara getirildiği halde sağlıklı bir uyku yaşanamıyorsa günlük stres koşulları İle baş etmek için kullandığımız savunma mekanizmalarını gözden geçirmekte ve bunun için destek almakta fayda vardır. Çünkü sağlıklı bir uykunun yaşanamaması bireyin depresif ruh haline doğru ilerlemesine ve tükenmişlik durumunun oluşmasına sebebiyet verebilmektedir.

Dostla Kendilik

Dostla Kendilik
Dostluk ilişkisinin insana hissettirdiği samimiyet ve yakınlık duygularının iyilik hali muhakkak tartışılamayacak kadar benzersizdir. Peki dost kime denir?
Dostluk birinin yanında tamamen kendiniz olabilmek ve zayıf yanlarınızı da güçlü yanlarınız kadar sergileyerek dostun destek verme alanlarını açmak ve desteğini kabul edebilmek, anlatılanların ve paylaşılanların doğruluğu ve iki kişi arasında kalacağı güvenine sahip olmak ve kanıt aramaksızın o güveni hissedebilmek, birlikte ağlayabilmek, gülebilmek ve sessizliği paylaşabilmektir.
Dost muhakkak birden fazla da olabilir ve çift ilişkisinde de dostluk kısmı önemlidir. Çiftlerin de öncelikle dost olabilmeleri ve bu duygunun üzerine çiftlik ilişkisine dair diğer özel duyguların eklenmesi ile daha sağlıklı ve samimi bir ilişki oluşur.
Yapılan araştırmalara göre ortalama hayatında dost olarak tanımlayabileceği insan sayısı 10 olan bireylerin kaygı oranları daha fazla sayıda insan hayatında barındıran veya daha az insan hayatında olan bireylere oranla çok ciddi bi seviyede az olduğu gözlemlenmiştir. Yani dost kavramı insan zihni ve zaman süreci içerisinde emek ve paylaşımı da gerektirdiği için bir insanın bu sayıdan fazla insan ile dostluk oluşturacak bir birlikteliği olamazken daha az sayıdaki insanlarda ise insani yeterli paylaşım olamaması yalnızlık duygularını tetikleyebilmektedir.
Dostla yapılan entellektüel veya duygusal bir konu İle ilgili sohbet yenilen en güzel yiyecekten bile daha fazla lezzet verir ve tatmin eder. Çünkü insan kalbine atılan evrendeki nesneler yakınlık ve samimiyet ihtiyacını dolduramaz.
Peki sizin en yakın dostlarınız kim? Siz de en yakınınıza bu yazıyı armağan edebilirsiniz. Sizin için sizdeki yerini bilmesini arzu ettiğiniz dostlarınıza…
Samimiyet ve yakınlığı en derinlerde hissedebildiğiniz dostluklara sahip olmanız dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Sistematik Kariyer Planlama

•Sistematik Kariyer Planlama Programı•

Kariyer planlama ile çocuğunuzun geleceğini onu gerçekten tanıyarak, onun zihinsel düşünme ve yorumlama biçimi, yetenekleri, ilgileri, merakları ve becerileri ile birlikte tasarlamak gerekir.
Zaman zaman aileler kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmasını arzularken zaman zaman da kendi yaptıklarının kendilerini mutsuz etmeleri sebebi ile aynı mesleğin ve yolun çocuklarını da mutsuz edeceğini düşünerek çocuğunun iyiliği için onu yönlendirmeye çalışır. Esasında bir anne baba olarak ellerinden geleni yapıyor olsalar ve amaçları halis olsa da bu amacın yönlendireni ebeveynin geçmiş deneyimleri ve yaraları, yarım kalmışları oldugu için zarar verme ihtimali yüksektir. Çünkü kaygı çocugun kim olduğunu tanımadan onun için korku duyulandan uzaklaştırmayı hedef almaktadır. Oysa doğru ve iyi gelen kişiye özgü ve değişkendir. Çocugun kendi doğrusunu kendi mesleğini ve hobilerini oluşturması kendilik sürecini,kendini tanımayı,kendini yaşayıp ortaya koyabilmeyi ve hayat içinde var hissetmeyi sağlarken, ebeveynlerin kaygısı doğrultusunda izlenen bir yol motive olunamamış ve tatmin etmeyen, bireyi yavaş yavaş depresif bir ruh haline ve tükenmişliğe sürükleyen bir tabloya yönlendirir.
Bu sebeple bizler kurumumuzda uzman ekibimizle uygun test ve envanterler ile birlikte görüşmeler yaparak bireyin kişiliği, yetenekleri, becerileri, beynini kullanma sistemi ve yaşamı yorumlama biçimini ele alarak onun için uygun yollar, stratejiler ve seçenekler sunuyoruz.
Lise hazırlanma veya üniversite hazırlanma süreci içerisinde olan tüm bireylere uygun olan ve bireysel olarak tasarlanan bu sistem ile çocugunuza onun için daha uygun bir yaşam pusulası hediye edebilirsiniz.
Pusulanızın yaşamınızı anlamlı kılan ve kendiliğinizi ortaya koyabildiğiniz yönden ilerlemesi dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Kaygı Yaşama Kaygısı

Kaygı Yaşama Kaygısı
Esasında psikiyatri tanı kitabı içerisinde yer alan bir tanı ismi değildir kaygı yaşama kaygısı ancak bir çok insanın hayatında yaşadığı duygulanımlardan bir tanesidir. Acaba şu anda iyi miyim, şu an kaygılı mıyım, kalbin çarpıyor mu, acaba şu anda kötü bir his hissediyor muyum, vb gibi bir çok kişinin kendi içindeki kendine yönelik olumsuz inancını tekrar edecek ve kendini gerçekleştiren kehanete sürükleyecek olan bir arayış sorusu olarak önümüze çıkar. Obsesif kompulsif bozukluk adı altında geçen düşünce takıntılarının bir parçası da burayla ilgilidir. Panik atakdaki atak geçirir miyim korkusu ve ardına yaşanan bir panik atağın gelişi de buna bir örnek olabilir. Aklıma gelen başıma geliyor cümlesinin hayatımızdaki yeri de bu durumla ilişkilidir. Bilinçaltımızda kendimize yönelik olan inancımızın tekrari ile şekillenen düşünce ve duygulanım aşamaları bir kısır döngüye sokabilir. Bu döngülerden bir tanesi de acaba kaydı yaşıyor muyum kaygısı üzerine kişinin kendine yoğunlaştı evreden sonra kaygı duymadığı şeyle ilgili kaygılanmasıdır. Bugün iyi hissediyorum farkındalığının ardına kaygı yaşıyor muyum, yaşar miyim ya yaşarsam diye ilerleyen düşünce silsilelerinin ardına kaygı yaşamak, bugün mutlu hissediyorum ya üzülürsem ve bozulursa tüm bu hislerimin düşüncesi ile benzer ilerler. Kendiliğimizle ilgili temeldeki inancımızı fark edip sebepleri değiştirmedikçe sonuçdaki kısır döngüden kurtulmak imkansızdır. Kendiliğimizle ilgili inancımızın daha gerçekçi ve sağlıklı olması dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Panik Atak

Bir çok insanı kendi kaosunun içine alan yaşam biçimi kendi içimizdeki gürültülerden daha baskın olduğu için derinlerimizdeki sesleri uzun zaman duyamadımız, aslında duyamadıkça da duymayı çok istemediğimiz ve daha da bastırdığımız bir döngüye sokar. Ancak içerdeki gümbürtüye kulak vermemek maalesef onu küçülten ve çözümleyen bir etki oluşturmaz.
Yaşamın en kara, en yoğun, en aktif ve sancılı görünen dış etkenlerin yoğun olduğu günlerde günler günleri kovalarken içerideki bunaltı da artmaya ve yoğunlaşmaya devam eder. Zamanın çözümleyici ve ilaç olduğu etkisi sorunu fark edip kabul ettiğimiz evrede başlarken içerideki bilinmeyen duygu ve düşünceler düğüm olup benliği yavaş yavaş kendi kargaşasında boğmaya başlar.
Ve bir gün gelir yaşamımız sakinleşmiş ve dinginleşmiştir. O anda sessizliğin içinden içimizdeki sesler hızlı bir şekilde yükselmeye başlar.Esasında insan fark etmeden içinde görmekten kaygı duyduklarini görmemek için otomatik bir biçimde kendini daha aktif ve acılı bir gündeme sokabilir. Bu sayede içerideki ses şimdinin yoğun sesinin bir süre arkasında kalır.
Bu bazen fark etmeden acılı senaryoları yaratacak insanları ve olay örgülerini kişinin hayatına çekmesi ile olur, bazen de kendini tüketircesine yoğun, aktif, programlı ve aralıksız bir yaşam biçimi ile olur.
İnsan niye kendini acılı olaylara sokar, acıyı kendine çeker, öyle saçma şeymi olur diye düşünebilirsiniz ancak zaman zaman insan acıdan beslenir ve acıyla ayakta kaldığını hisseder. Bu sebeple derinlerdekini görmek için bazen tamamen bilinçsiz bazen yarı bilinçli olarak, bir tarafı ona aslında bu kişi veya olay ona sıkıntı çıkaracak dese de onu yaşamına alır. Bazı zamanlarda ise günün her saniyesi bir meşguliyetle doldurularak içeride olan duyulmaz. Evde daima açık bir televizyon, üstüste izlenen filmler, hatta tuvalete giderken bile elden düşmeyen telefonla orada bile boş kalmama çabası oluşur. Aynı zamanda yoğun ev temizlemeler, düzen ve organizasyonlar, aktif ve üstüste sosyal ilişkiler ile kişi kendine bir dakika bile zaman açmamanın verdiği iç sesleri duymama konforunu bir süre yaşar.
Bu döngü genellikle tükenene kadar çabalama ve tükenip bir süre hiçbir şey yapmamanın verdiği depresif ruh hali arasında dönüp durur.
Sebebi bilinmeyen baş dönmeleri, bayılmalar, zührevi rahatsızlıklar, migren ataklari, fibromiyalji, kabızlık ve mide problemleri ve benzer bir çok somatik rahatsızlık bir sürü kişiye bir sorun olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak bu evrede bir veya birkaçı kişinin yaşam işlevini hala bozmuyor ve ciddi bir rahatsızlık vermiyorsa hayat aynen devam eder. Birikmeler artar ve yeni tepkimeler ortaya çıkar. Ani sebepsiz öfke patlamaları, tahammülsüzlükler, yeme ataklari, ani kilo alımı veya verimi, depresif ruh hali, halsizlik, isteksizlik, uyandığı saniyede bir mutsuzluk ve yorgunluk hissi, zaman zaman değişen kalp atımları ve beden gerginlikleri, diş sıkmalar, uyku problemleri kendini gösterir.
Bu evrede de hala kişi içindeki ile yüzleşecek kadar yeterince acı çekmediyse süreç birikerek devam eder. Ve bir gün herhangi bir yerde hiçbir sebep yokken aniden ayaklarında bir karıncalanma ve yukarıya bir alev çıkıyor, bedeni sıkıyor hissi başlar. Akabinde kalbindeki çarpıntıyı, kulaklarında uygulamayı, nefes alamıyor olma ve boğulma hissini yaşar. Nefes almaya çalışır. Alamaz. Nefes alamıyorsam o zaman ölürüm der içinden. O an aklından demek yolun sonuna geldim, evet tam şu an belli ki öleceğim diye geçirir. Müthiş bir korku, vücut ısısını da değişim başlar. Bazen çığlık çığlığa haykırır kişi bazen yere kapaklanır. Çevredekiler ona bir şey yapamıyordur. Kendisi de kendine bir şey yapamamaktadır. Çok çaresiz hisseder. Kontrolünü kaybetmiş ve ölecekmiş gibi hissetmektedir. Apar topar ambulans ile hastaneye gidilir. Kişinin hala yaşadığı acı devam etmekte hatta sanki kendini de bulunduğu ortamı da hissedememektedir. Sanki kendini de ruhu ve bedeni ayrılmış, yabancı hisseder. Çevre, ortam, insanlar hatta kendi bedenine, kendisi kendine yabancıdır. Bu en korkutucu olan kısmıdır çünkü artık sanki yokmuş gibi hisseder. Ölme anını yaşıyor olduğunu düşünür. Hastaneye varıldığında tüm bedene incelemeler yapılır kan tahlilleri, EKG sonuçları, nörolojik muayene… Her şeye ayrıntılı bakılır. Yok, hayır, hiçbir bulgu bulunamaz. Bir sakinleştirici ilaç verilir o an için ve bir psikiyatriste yönlendirilir. Panik atak başlangıcı olduğu söylenir kişiye. Belli başlı ilaçlar yazılır. İlaçları almak istemese de alır ve prospektüsü okur. Prospektüsdekiler hepten korkutur veya bu ilaç bana zarar verirse diye içinden geçirir. Kader o ya tam o evrelerde yeni bir atak başlar. İlaç yüzünden atak geçirdiğini hisseder ve ilaçtan da uzaklaşır. Esasında ilaç değildir atağa sebep olan ancak o an kişi çok çaresizdir ve sebep aramaktadır. Çare arar. Kapı kapı doktorları gezer. Bir kanser, tümör bulunsa da rahatlasam der. Kimse onun yaşandıklarını anlayamıyordur. Yalnız hisseder. İnsanlar bunu kendisinin yaptığını, abarttığını, ilgi çekmeye çalıştığını söyler. Bu hem kırar hem de bir süre sonra kendine olan güveni sarsılır ve kendini sorgulamaya başlar. Gerçekten bunu ben kendim mi yapıyorum diye düşünür. Bu sefer kendi kendine baş edemediği için kendini suçlar. Ağlama nöbetleri başlar. Ağladığı için kendine gıcık olur. Ama ağlamasını dahi kontrol edemediğini hisseder. İnsanlara ve kendine sunabileceği somut bir hastalığının olmayışı hayatının mahvolduğunu, artık böyle devam edeceğini hissettirir. Gittikçe artan ataklarıyla ölümü beklediğini hisseder. Gece uyku anında ataklar, dışarda ataklar, evde ataklar… Her yerdedir. Kaçacak bir yer kalmamıştır. Uyuyunca atak geçirme korkusu ile uyuyamamaya başlar. Dışarda atak nerede yaşarsa oradan uzak durmaya çalışır. Evde yalnız kalmamaya çalışır ama birileri varken onlar da onu anlamadığı için ekstra yalnız hisseder ve acı çeker. İçinde hep her an her yerde atak yaşayacağı korkusu vardır. Sonunda ilaçlara razı olur ve başlar. Bir süre rahatladığını hissedebilir veya bazen daha önce yaşadığı atak sebebi ile ilaç aldığı an yeniden ataklari yaşayabilir. Çaresizliğin dibine battığını, ilaç içiyorsa da ilaca bağımlı olduğunu, ilaç olmazsa yine atak geçireceğini hissettiği için yeni yollar aramaya çalışır. İçindeki bunaltı, sıkıntı, zaman zaman kendi değilmiş gibi hissetme, devam eden ataklar, aynada bir başkasını göreceği ve başkasının çıkacağı korkusu artmaya başlar. Çıldırıyor muyum yoksa diye düşünür. Delirme korkusunu da yaşayınca hiçbir işe yaramayacağından emin olsa da çalmadığı tek kapı olduğu için bir psikoloğa gider. Bazen gittiği psikolog öncesi bir veya iki psikoloğa gitmiş, bir veya üç seans görüşmüş, bir fayda görmemişte olabilir. Bu döngüyü yaşayıp gelen çok fazla danışanım var. Kendi açımdan en yoğun danışan kitleme panik atak ve buna eşlik eden başka rahatsızlıklar olduğunu, sonrasında da başı sosyal fobi ve diğer fobik tablolar ile obsesif kompulsif bozukluk olduğunu söyleyebilirim. Terapi süreci ortaklaşa ilerlenecek bir aşamadır ve kişi iyileşme aşamasında kendisine de pay düşeceğini görüp bunu kabul ederek terapiye devam ettiğinde iyileşmeme gibi bir durumu yoktur. Genelde terapi de kendisine de pay düşüyor olduğunu veya derinlere inileceği için inmeye acıya rağmen hazır olmadığını hisseden bireyler ilk seansın boşalımı ardına veya ataklari kontrol altına aldığınız üçüncü veya beşinci seans evrelerinde erken bir bayram havası ile seansları terk eder.
Ancak süreç ne zaman nüks edip tahammül edemediği bir gün olursa yeniden geri dönüş yapar.
Başka kişilik bozukluklari, tik bozuklukları, diğer psikotik rahatsızlıklar olmadan var olan panik atak tablosu çok hızlı tedavi olur ve süreci tamamlanır. Esasında panik atak bir semptomdur ve daha derinlerinde başka bir durumu çalışmaya yönlendirir. Bu sebeple panik atak ile çalışırken birincil hedef atakları belli bir kontrol altına almak ve onlarla baş etmeyi öğrenmektir. Bu evreden sonra bu duruma sebep olan derin faktörler araştırılır ve dipteki problemlere, geçmiş çocukluk çağı yaşantılarına dönülür. Panik ataktan sonra asıl dertlendiğimiz ve ele aldığımız onun altındaki sebeplerdir. O sebepleri çözümleme süreci de bana göre bir merdiven gibidir. En yüzeyde ve merdivenin en tepe basamağında panik atak vardır. O basamağa halledince bir alt basamağa inilir. Oradaki farkındalıklarla daha derine doğru yavaş yavaş yürür. Taki en temel basamağa ulaşana kadar.
Sebep hallolduğunda sonuç değişir. Sonucun aktif ve aşırı sancılı olduğu dönemde ise sebebe dönüş mümkün değildir. Bu sebeple sonucun belli bir oranda rahatlatıldığı evreden sonra sebeplere yoğunlaşılır. Zaten sebepler ele alındıkça atakların geliş sayısı ve oluşum süresi azalarak rahat bir evreye ulaşılır.
Bana göre panik atak süreci hem atakları kontrol etmek için en hızlı sonuç alınan problem hem de sebepleri tam bir düğün olduğu için sürece merak ve birlikte sabırla ilerlenen ilginç bir yolculuktur.
Her danışan sorunu ne olursa olsun sebeplere bakıldığında beni şaşırtır. İnsan beyninin nelere kadir olduğunu görmek ve zehir ile şifanın aynı yerde buluştuğunu yeniden yeniden fark etmek ilginç bir süreçtir.
Danışanların gittikçe iyiye giden ruh halleri davranışlarda, sosyal yaşamda, kıyafetlerinde ve hatta oturuş biçiminde dahi kendini gösterir. Çünkü insan bir bütündür ve bir parçasındaki değişim tümünde değişimler oluşturur.
Yıllarca ilaç kullanmış veya ataklarla acı içinde yaşamış danışanlar geldiğinde geçmişleri için üzülsem de geleceklerine yardımcı olabileceğimi bilmek biz terapistlerin en önemli desteği diye düşünüyorum. İnsan olarak danışanımızın yaşadığı acıya üzülüp acısına eşlik etsek de sebeplerinin birlikte, süreç ve sabır ile iyileşeceğini bilmek bize ümit olur. Terapinin başlangıcında danışanlar bendeki ümit ile ümit hissiyati yaşarken süreçteki iyi gidiş kendilerindeki ümit duygusunu hareketlendirmeye başlar ve artık benim ümitlendirmemden ziyade kendi içinde olan değişimi fark etme ve devam eden bir iyilik hali döngüsü ile terapiye sarılma hissi başlar. Bu aşamada terapi daha da sağlam zeminde ilerler ve bu güvenin temeli ile daha derin konular halledilerek terapinin son evrelerine gelinir. Tüm sorunun çözümlendiğinde ise danışan kendini terapiyi bırakabilecek evrede hisseder ve sağlıklı bir ayrışma başlanır.
Yani panik atak çaresi olan acılı bir problemdir. Ancak sabır ve istikrar ile terapiyim ilişki de çözümlenebilecek bu rahatsızlık için kendimizi acılı yaşama mahkum etmeyelim.
Parçalarımızı tanıyıp bütünümüzü görebilmek ve bir bütün hissedebilmek dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Sınav Stresi

Sınavlar ve sanki bir maratonda koşar gibi yarışmak, bu evrenin uzunluğu ve ödülün çok geç gelen bir ödül oluşu gerçekten de bu sürece sabırla ve istikrarla devam etmeyi zorlaştıran ve bireyde çalışmak zorunda olmanın verdiği baskı İle sürece devam ettiğinde boğulma hissi veren bir dönemdir. Bu dönemin sonunda aynı döngüye girmek istenmediği ve yine aynı acının yaşanmasından da kaygı duyulduğu için her girişte şimdi kurtulmam lazım hissi yaşatmaktadır. Sınav sürecinin en önemli aşamalarından biri de sınav sonrası olan süreçtir. Sınavdan çıkıldığı evrede kendinden beklediği performansı sergileyemediğini düşünmenin verdiği kendine yönelik öfke ve soruların cevaplarını düşündükçe fark ettiklerini düzeltememenin verdiği çaresizlik, sonuçları bekleme, sonucun açıklanması, olumsuz bir sonuç varsa şok, acı ve kayıp duygularının yaşanması gibi aşamalar oluşur.
Sınav çıkışı bir çok aile çocuklarına bu süreçte nasıl yaklaşılması gerektiğinin arafını yaşar ve acıyı hızlı bir şekilde gidermeye çabalar.
Bugün biraz çaresiz anne babalar için yazacagız. Hayatta acı kavramı hep olacaktır ve acı çekmemeyi öğrenmek değil acı işe baş etmeyi ve yaşamayı öğrenmek sürecimizin parçasıdır. Sınav sonrası yaşanan bir hayal kırıklığı varsa ve keder durumu oluşursa bu aşamada evlatlarınıza biraz ağlamaları ve duygularını yaşamaları için fırsat tanımak bu süreci rahat yaşamalarına yardımcı olacaktır. Konuşmak isteyip istemediğini sormak, neye ihtiyacı oldugunu sormak ve ihtiyaç duydugunda ben buradayım o evreye kadar seni bekliyor olacagım demek ve ağlamaları anında sadece sarılıp okşanmaları süreçte öfkeni ve acını yaşayabilirsin, bunun için seni dışlamam hissi verecektir. Bu sayede var olan stres şimdide yaşanarak gelecek yıllara sıçrama yapmayacaktır. Sık sık fazla iyi ve tolere eden davranışlar sergileyerek iyimisin diye sormak daha rahatsız edici olabilir. Bunun yerine sabırla acısını yaşamasını beklemek en faydalısıdır.
İlk doğumdan itibaren fazla teskin ve acıyı, öfkeyi yaşamaya müsade edilmemesi içerlenmeye sebep verir.
Bebek her ağladıgında nasıl ki memeye ihtiyaç duyuyor değil bazen içindeki agresyonu dışarı yansıtmaya ihtiyaç duyuyorsa tam bu evrede ağlamaması için meme verildiğinde agresyonu ağlayarak yansıtamayan bebek agresyonu biriktirir ve kendi içine yönlendirmeye başlar. Bunlar ruhsal ve fisiksel iç yıkımlar oluşturur ve agresyonunun önünü kesen anneye içerleme yaşar. Agresyonunun kederinin ve acısının paylaşılmaması gereken bir şey oldugunu, ailesi tarafından bu yanının kalıdırılamadıgını hisseder. Hepimiz bebekliğimizin döngülerini yetişkinlikte de devam ettiririz. Sınav ve diğer stres faktörlerinde ebeveynlere düşen rol çocuklarının ağlamaları ve üzülmelerinde ellerinden bir şey gelmemesinin çaresizliğine tahammül ederek bunun onların yetersizliği veya iyi-kötü ebeveyn olmakla ilişkili olmadıgını kendilerine hatırlatarak çocuklarının yanında olup acısını yaşamasına müsade etmeleridir. Bu çocuğu tamamen kendi ile baş başa bırakmak değil “gidin kimseyi görmek istemiyorum” dediğin de de senin agresyonun sebebi ile sana içerleyip darılmıyorum ve seni bundan dolayı dışlamıyorumu hissettirmek adına “tamam canım. Canın yanıyor farkındayım. Bırak boşalt kendini. ben burdayım ne zaman konuşmaya ihtiyaç hissedersen konuşabiliriz “ diyerek sabırla çocuğun kendisine gelmesini beklemek, hatta odadan çıkmadan sakince imkan varsa beklemek veya dışarı çıkartıldıysa beklemek faydalıdır. Çocuk dönüş yaptıgında sarılarak sıcak ve samimi duygularla karşılanıp şimdi konuşmak istermisin diye sorulabilir. Hala konuşmak istemiyorsa duygularını geçiştirmek istemediğinizi hissettirmek adına “tamam sen kendin ne zaman ihtiyaç hissedersen ben burdayım “ demek ve güvenli bağı sürdürerek esasında çocuğun kendi ihtiyaçlarını kendisinin fark edebileceğine yönelik inançta aşılanmış olur. Konuşma evresine geçildiğinde öğüt verilmeden duygularına etkin empati dediğimiz teknikle yaklaşmak ve sessizliği sık bozmamak da fayda sağlayacaktır. Başkalarının dertleri örnek olarak verilmemesi, ya da iyi yanların vurgulanmaya çabalanmaması başlangıçta oldukça önemlidir. Bunun yerine kederi ve acıyı bozmadan yaşanmasına müsade etmek, hiç bir söz bulunamadıgında hisleri sorulabilir ve sarılabilirsiniz. İnsana iyi gelen karşı tarafın dinleyen ve onun için orda olan yapısıdır. O destek kontrolsüzlüğü yaşama ve biraz dağılıp ebeveynin güvenli zemininde yeniden toparlanmayı sağlar.
Üniversiteye giriş sınavları için uzun bir efor sarf edip bu gün karşılığını alacak olan tüm öğrencilere başarılar dileriz ebeveynlerine de bu süreçte kolaylıklar dileriz… 😌

 

Ağlamanın Şifalı Etkisi

Ağlamanın şifalı etkisi
Her ne kadar kültürel olarak ağlamak güçsüzlük simgeleyen bir davranış biçimi olarak öğretilmiş olsa da esasında ağlamak içimizde filizlenmeye ihtiyaç duyan güzel duyguların beslenmesine yardımcı olduğu gibi üstündeki büyümesini engelleyen ağırlıkların kalkmasına da destek verir. Ağlamak güçsüzlük göstergesi değil yorgunluğun ve acı çekiyor olmanın belirtisidir. Dünyanın en güçlü insanları bile çok uzun zaman yaşamın zorluklarını taşıdıkları evrede doğal olarak yorulurlar ve insani olarak da tükenirler. Kendimize insan olmanın verdiği doğal tepkileri yaşamanın imkanını sunmazsak ve doğal tepkileri yaşamak yoğun bir suçluluk ve aşağılık hissiyatları oluşturuyorsa tükenme ve ağır bir depresyon yaşamak kaçınılmazdır. İnsan olduğumuzu unutmadan yaşamın içinde denge ile ilerleyebilmemiz dileğiyle…

Çocuk Ve Oyuncak

Çocukların bir çok oyuncuğa sahip olması mutlu olmalarını sağlayan bir durum değildir. Geçmişte ebeveynin eksik hissetme duygusunun verdiği travmatik etkiyi çocuğunun da hissetmemesi için yoğun bir şekilde kendindeki boşluğu çocuğu aracılığıyla doyurmaya çalışması sonsuz bir çalışmadır. Hayatta her şeyin fazlası ve azı zarar olabilir. Önemli olan ihtiyacı kadar karşılanabilmesidir. Yaşamın içerisinde eksiklik hissiyati bir çok noktada tadacağımız bir duygudur. Eğer çocukluk aşamasında hayatımızı yoğun bir varlık halinde yaşarsak bunun bedeli olarak yetişkinlikte en ufak bir ret veya hayır karşısında yoğun bir depresyon ve intihar eğilimleri ile ödemek olacaktır. Bu sebeple çocukların her istediği oyuncağın alınması ve alınmadığı evrede ağlayarak tepki verdiği durumun susturulabilmesi amacıyla karşılanması, çocuğun eksiklik ve hayırı kabul etme ve bunun acısını yaşayıp bununla büyüme imkanını elinden alır ve yeni şeyler üretebilecek yaratıcı düşünce alanının da önü kesilmiş olur. Yokluk problem çözme becerilerini güçlendiren ve üretme kabiliyetini kullanmayı teşviklendiren değerli bir motivasyondur. Bu demek değil ki hiçbir şey almayıp çocuğun hiçbir isteğini ve ihtiyacını karşılamayacağız. Ancak ihtiyaçlarının karşılanmasıyla her isteğinin karşılanması aynı şey değildir. Acaba doyurduğumuz çocuğumuz mudur yoksa kendi çocukluğumuz mudur? Doyurduğumuz çocuğumuz sanarken esasında kendi çocukluğumuzun hedefi ile çocuğumuzu doyurma çabasında ruhsal bir obezite oluşur ve açgözlülük, tatminsizlik ve daha büyük boşluk duyguları yerleşir. Bu sebeple zaman zaman yokluk yaşanması öldürücü değil ruhun kaslarını çalıştıran uygun ölçüde bir ağırlık gibi güçlendiricidir. Nasıl ki bir çocuk 20 kiloyu taşıyamaz ancak bir yetişkin taşıyabilirse ve bir çocuk taşımaya kalktığında ezilir veya büyük fiziksel sorunlar yaşayabilirse ruhsal egzersiz içinde hayatın içinde uygun ağırlıklar ile minik zorlanmalar yaşamak ilerde yaşanacak büyük ağırlıkları kaldırabilecek ruhsal bir kas sistemi oluşturacaktır.

Uyku Problemi

Uyku problemleri için neler yapılabilir?1. Uyku anında sizi uykudan alıkoyan düşünceleriniz var mi? • Varsa bu düşüncelerinizi …

Gün Sonu Hesaplaşması

Gün Sonu Hesaplaşması Gün biter ve yavaş yavaş tüm gün kime ne söyleyip ne söylemediğinizi, ne yapıp ne yapmadığınızı …

Uykunun Ruhsal Bedenimize Etkisi

Uyku Hijyeninin Ruhsal Dengemize Etkisi Sağlıklı ve derin yaşanan uyku gün içinde ihtiyacımız olan enerjiyi sağlarken …