Kategori: <span>Blog</span>

Dikkat!  Odaklanamıyorum ve Unutuyorum

           Dikkat ve odaklanma problemleri; sıkıntılar yaşandığı evrede ve ruhi bozulmaların kendini hafif hafif gösterdiği dönemlerde kendini gösterir. Bu probleme dikkat ve odaklanma bozukluğu diyemeyiz. Bireyin hayatında olumsuz bir tablo olsun veya olmasın iç dünyasında kendiliğiyle ilgili ve dış dünyadaki nesnelerle ilgili yaşadığı çelişkiler, travmatik olguların olması ve başka faktörlerin devreye girmesi dikkat ve odaklanma problemlerinin yaşanmasına sebebiyet verebilir.

Bu gibi durumlarla karşılaşan bireyler genellikle en çok okuduklarından veya dinlediklerinden bir şey anlayamadıklarını ifade ederler.  Okudukları kitabı anlayamama,  biriyle sohbet ederken sohbet konusuna odaklanamama ve o konuyla ilgili rahat bir şekilde dinleyip anlama ve algılama, anlatılan konuları hatırlama ilgili aktif olma durumlarında sıkıntı yaşayabilirler. Bu kişilerin akademik hayatlarında da bu durumlardan kaynaklı olarak düşüş yaşanabilir.

Bu gibi durumlarla karşılaşan ergen bireylerin aileleri genellikle başvurduklarında bireyin dikkat ve odaklanma da sıkıntı yaşadığını, derslerde ve evde de çok fazla dalgınlıklarının olduğunu ifade edebilir. Bunun dışında bazen bu bireylere yaramaz veya tembel gibi etiketlerde yapışabilir. Oysa bu bireylerin kendilerinin dahi bilmedikleri fark etmedikleri içsel bir sıkıntısı olabilir ve bunların dışarıya yansıması bu şekilde  olması sebebiyle çevre tarafından farklı algılandıkları durumlar yaşanabilir. Bazen çevrelerindeki insanları dinlemek, muhabbete odaklanmakta güçlük yaşadıkları için kendileriyle ilgili de ayrıca eleştiriler yapabilirler.

Ergenler demiş olsak da tabii bu konu sadece ergenler üzerine bir  problem değil, genellikle ailelerin bu durumu akademik yaşamda çok hızlı fark etmelerinden dolayı ergen bireyi daha erken bir şekilde uzman desteği alması açısından getirdikleri tablolar görünüyor. Bunun dışında yetişkin bireyler genellikle bu durumda olduklarında bunu olabildiğince tolere etmeye ve çevreye yansıtmamaya çalışırlar ancak işlevselliğin çok ağır bozulduğu dönemlerde veya dikkat ve odaklanmanın dışında başka işlevsel bozuklukların olduğu evrelerde uzman desteği aldıkları zamanlar olur.

Bu durumun oluşmasında bir çok etken olmakla birlikte bunu dışarıya yansıyış  şekli de bir çok açıdan farklılık gösterecektir. Ancak bunun temelinde  bilinç altındaki problemleri çözebilmek için müthiş bir hızda ve yoğunlukta beynin çalışmasından kaynaklı dışarıdaki hayatın kendisine odaklanma güçlükleri başlar.  Yani bilinç altındaki malzemenin kendisini durmadan evirip çeviren beyin yapısı var olan temeldeki en diplerdeki problemleri çözüp cevabı ulaşabilmek amacıyla uyku da dahil olmak üzere hayatın her evresinde hızlı bir şekilde çalışır. Bu çalışmak beynin aktif olması anlamına gelmemektedir. Aktiflik olsa dahi işlevsel açıdan faydalı bir durum olmadığı için bireyin istediği tarzda bir aktiflik değildir.  Bilinç altındaki malzemeleri ele alan beyin 7/24 düşünür ve problemleri halletmeye çabalar. Ancak cevap içeride değilse arayış koşu bandında koşmaya benzer. Yoğun bir efor sarf edilir ancak hiç yol alınmaz. Kitap okumak çok güzel bir terapi olsada bu bireylerin en büyük sıkıntısı kitap okuma aşamalarında olduğu için oradaki destekleyici unsurlardan faydalanma durumları da azalabilir.

Bu durum bazen unutkanlıklar olarak da ortaya çıkabilir. Sık sık bir şeylerini kaybetmek, eşyalarının yerlerini değiştirmek ve değiştirdiğini hatırlamamak, gün içinde olan bir çok şeyi hatırlayamamak yapacağı işleri  unutmak gibi bir çok farklı faktörlerle kendini gösterebilir. Unutmanın tek sebebi demans ve Alzheimer değildir. Tıpkı dikkat ve odaklanma problemlerinin tek sebebinin dikkat ve odaklanma bozukluğunu veya dikkat ve hiperaktivite bozukluğu olmaması gibi.

Yaşanılan içsel sıkıntı ne olursa olsun yüzeyde kendini gösteren sonuç problem olarak unutkanlık, dikkati üzerinde bozulmaların olması, odaklanma problemlerinin yaşanması, iştahın değişmesi, uykunun değişmesi, yaşamda zevk alınan şeylere karşı isteğin değişmesi ve daha sayılabilecek bir çok yüzeyde görülecek etkenlerle kendini gösterir.

Bu içsel sıkıntıların kendisi çözümlenmediği müddetçe unutkanlıklar, dikkat  ve odaklanma problemlerinin devam etmesi ve akademik yaşam ile sosyal yaşamın etkilenmesi gibi durumlar açısından sıkıntılar devam edecektir.

Elbette ki bu durumlara sebebiyet veren fizyolojik etkenler de bulunmaktadır. Bu sebeple bir uzmana gittiğinizde ilk evrede öncelikli olarak dahiliye ve endokrin üzerinden gerekli tahlillerin yapılmasına teşvik edilmesi ve yönlendirilmesi   şarttır.          Bununla birlikte durumun nörolojik bir sebebe dahil olup olmadığını anlamak amacıyla bir nörologa da yönlendirilmesi de çok önemlidir.  Bireydeki bu duruma sebebiyet veren psikotik veya ağır patolojik bir durumun oluşup oluşmadığını incelemek ve bununla ilgili uygun farmakolojik destek alınabilmesi açısından da psikiyatrist desteğinin alındığı durumlar olmaktadır.  Yaşanan bu problemlerin dışında bireyin yaşamında bilinçaltının ketlediği ve işlevi bozan başka sıkıntıların da olabileceği unutulmamalı. Bu sebeple terapi içerisinde hedef unutkanlık ve dikkatin iyi hale gelmesini sağlamaktan ziyade, dikkat, unutkanlık ve odaklanma problemlerinin oluşmasına sebebiyet veren temeldeki durumu çözerek bu ve diğer  işlevselliği etkileyen tüm problemlerin çözüme ulaşması yolunda bir ilerleyişin olmasıdır. Eğer kendinizde veya çevrenizde bir yakınınız da buna benzer bir durum fark ediyorsanız bir uzman desteği alabilir veya yakınınıza uzman desteği alması açısından yönlendirmede bulunabilirsiniz. Bu durum değişebilecek bir tablodur. Değişebilecek şeyler için kalıcı kararların ve sonuçların yaşanmaması  amacıyla destek alınması ve bilinçaltındakinin bilinç üstüne çıkarılması önemli ve gereklidir. Sağlıklı bir yaşam dilerim…

Uzman Psikolog Sümeyye Arslan 

 

Panik Atak Geçiriyorum

Panik Atak Geçiriyorum

Panik Atak Geçiriyorum Panik Atak Geçiriyorum

Eğer son zamanlarda ani kalp çarpıntısının ardına, müthiş bir dışarıdaki insanlardan kopma duygusu ve içsel bunaltı ile bulunduğunuz yerde kalp krizi geçiriyor hissi ile doktor doktor dolanıp neyiniz olduğunu araştırmaya başlamış ancak buna rağmen hiç bir branşın organik ve fizyolojik bir sebebe bağlayamadığı bir tablo yasadıysanız; hayırlı olsun nur topu gibi bir panik atağınız var. Eğer öyle bir tablo varsa hiç endişelenmeyin. Sizin için ihtiyaç olan bu belirsizliği kaldırıp, bu durumun size yaşattığı sıkıntılar ve sosyal acıdan, engellerden kurtulmak olduğu için ataklarınızın size söylediği “uzman desteği al” sinyalini dinleyerek bir psikolog veya bir psikiyatristten destek alin.
Peki panik atak geçer mi, nasıl geçer, ilaç şart mi, ölümcül müdür?
Öncelikle panik atak ölümcül değildir ancak müthiş bir sancıya ve korkuya sebebiyet veren, yeri geldiğinde kişinin gece uykularını dahi kabusa çeviren, çevresi tarafından da tam anlaşılamadığı için çaresizce tabloyu tek başına göğüslediği çok acil bir donemdir.
Çoğu insan bir şeyin sebebinin psikolojik olduğunu duyunca “bak bir şeyin yokmuş” diyebiliyor. Oysa gerçekte organik ve fizyolojik bir sebep yoktur, evet, ancak psikolojik bir sebep vardır ve yaşanan semptomların acısı, sıkıntısı, ağrısı ve korkusu gerçektir. Bu gerçeklik de kişi tarafından yaşanır. Sadece organik sebepler gibi öldürmez. Süründüren bir tablodur. Kişiler bu korku ile güvende değilim hissiyatı ile olabildiğince hastaneye yakin yerlerde veya evinde durarak sureci daha az tehlikeyle geçirmeye çalışır ancak kişi yatağında bile korku ve atak geçirme korkusu yasayarak zorlanır. Kişi tüm sosyal hayatini yavaş yavaş terk eder. Tabi ki neşesi ve mutluluğunu da…
Bu hayatta ne için çalışırız? Mutlu olmak için. Ancak bu tabloyu yasayan kişilerin hayatlarında aktif bir sorun yok gibi görünse de artik mutlu değillerdir.
Ancak ümitsiz olmanıza hiç gerek yok. Panik atak; uygun ve sonuna kadar gidilen terapotik bir ilişkiden sonra kesin bir sonuca ulaşılabilen ve tamamen iyileşebilen bir rahatsızlıktır. Bu sebeple hiç ümitsizliğe kapılmadan bulunduğunuz semte yakin veya güvendiğiniz bir psikologa randevu alarak surece başlayıp sonuna kadar istikrarlı giderseniz iyileşmeyen bir panik atak yoktur. Sadece iyileşme sureci herkesin değişir ve terapotik süreç çok kısa zaman sürmez. Ama kalıcı ve etkindir.
Bu süreç içinde eğer doktor doktor dolandıktan sonra psikologa giderseniz gidilmesi gereken ve incelenmesi gereken bir tahlil durumu da kalmamışsa durumun incelenmesi ve ilaca ihtiyaç bir durumun olup olmaması için psikiyatrist iş birliği ile ilerlenebilir. Eğer kişi zaten ilaç alarak gelmişse terapotik ilişkinin ilerleyen süreçlerinde psikiyatristle de paslaşılarak, ilaç uzmanı tarafından ufak ufak azaltılır. Eğer kişi ilaç almadan sabit bir surece geçirtilebildiyse ki genelde verilen egzersizlerle arka planda psikotik eşlik eden başka bir tablo da yoksa sabit bir duruma geçilebilir, terapotik ilişkide kişinin stresle ve atakla baş etme yöntemleri de geliştirilerek ilişkiye geçilir. Nadir olarak direnç sağlanan durumlarda destek amaçlı uzman eşliği ile ilaç kullanılabilir. İlaç panik atakta tedavi değil destektir. Bu desteği doğru zaman ve kişiden doğru teşhis ve destek sureci olarak almak gerekir. Terapi aşamasındaki  süreçte kişi her seans daha iyi bir tabloya ulaşır. Burada önemli olan ataklar kaybolduktan sonra yavaş yavaş korkular kaybolmaya baslarken, kişi erken bayram havasına girerek sureci terk etmemelidir. Çünkü aslında ataklar surecin en yüzeyi, korkular aradaki daire iken en temelde derin duygular bulunmaktadır. Ve çalışılması gereken de bu süreçte adım adım en temele ulaşılarak, her kademe halledildikten sonra en temele ulaşılır ve halledilir. Halledildikten sonra artik kişinin hayat boyu panik atağı tedavi edilmiş olur.
Kısaca eğer bu tabloyu siz veya yakininiz yasıyorsa onu bir uzman desteği için psikologa yönlendirin. Zaten o da sizi gereken yerlere eğer gidilmemişse yönlendirecektir. Geçecek olan bu tablo için mutluluğunuzu heba etmeyin, destek alin. Terapi kendime değer veriyorumun en somut halidir. Kendinize değer verin. Sağlıkla ve mutlulukla kalmanız, kendiliğinizi tam ve severek yasamanız dileğiyle…

Uzm. Psikolog Sümeyye Arslan

Parlak Hayat Psikolojik Danışmanlık Merkezi Açılışı

Başakşehir Arterium 4.kısımda Parlak Hayat Psikolojik danışmanlık Merkezi adında ki işletmenin açılışı Sinema Sanatçısı Mehmet Usta ve Çağın Büro Mağazaları sahibi Rıfat Sarı tarafından ve bir çok katılımcı ile  yapıldı. İşletme sahibi Uzman Psikolog Sümeyye Arslan açılışla ilgili :
Her insanı en mutlu eden ve işi ile tatmin olmasını sağlayan duygu insanlığa faydalı olduğunu ve yardım ettiğini hissetmektir. Başakşehir’e katma değerde bulunmayı sahibi olduğum Parlak Hayat Psikolojik Danışmanlık Merkezi vesilesi ile yapabileceğime inanıyorum. Bunun başlangıcını da insanın temeli olan ailenin yapısının güçlendirilmesi ve eğitim ile yapmamın daha doğru olacağına inanarak Başakşehir bölgesindeki anaokulları, ilköğretim ve ortaokullarında anne, babalara yönelik; liselerde ise öğrencilere, anne, babalara ve öğretmenlere yönelik ücretsiz eğitimler vererek bilinçlilik ve farkındalık yönünde kişilere katma değer sağlamaya çalışmaktayım.
Parlak Hayat Psikolojik Danışmanlık Merkezinde şirketlere ve okullara yönelik eğitimler verilmekle beraber bireysel, çift, aile ve cinsel terapiler ile kişilerin hayatlarının daha mutlu ve huzurlu olması yönünde destek verilmektedir.
Kısacası bu dönem içerisinde problemlemlerimiz karşısında çaresiz hissetmeye gerek duymadan sorunları beraber çözeceğiz ve daha parlak bir hayata evet diyerek Başakşehirde bunun başlangıcını yapacağız dedi.
Uzm. Psikolog Sümeyye Arslan

OFİSTE DAHA PARLAK BİR YAŞAM

 Günümüzün çoğunu ofiste geçiririz. Minimum sekiz saat bulunduğumuz çalışma ortamımızda oluşan problemler ve ruhsal durumumuz ne ise onu sosyal hayatımıza yani evimize taşırız.

Eğer problemli bir iş hayatımız varsa ve ofisimizde huzurlu değilsek tüm gün vücudumuzu kasarız. Vücudumuzdaki stres anında kasılan 16 parça kas grubu bulunur. Stresör ile karşılaştığındaysa en az üç bölümü aynı anda kasılır ve bu olurken fark etmeyiz. Yani kasılmalarımız bilinç dışı olur ve vücudun tepkisidir.

Peki vücut neden böyle bir tepki verir? İnsanoğlu geçmişten günümüze gelene kadar yaşam içinde bir çok evreden geçerek öğrendikleri davranışı ve bilgileri bir sonraki nesle aktararak ilerlemiştir. Kimi bilgi ise doğuştan gelmektedir. Bu bilgilerin toplamıyla kişi çeşitli davranışlar sergilemektedir.

Örneğin yolda giderken aniden bir fare gördüğümüz zaman vereceğimiz tepkiler kalp atışınızın hızlanması, kollarımızın ve bacaklarımızın uzaması, gözbebeklerinizin büyümesi, vücudunuzun belli kısımlarını kasılması (bu kollar, göğüs, boyun ve benzeri yerlerde olabilir), şeklide görülmektedir. Bu evre içerisinde kişi aşırı derecede vücudunu kastığı ve bunu fark etmediği için çok yüksek oranda enerji harcamaktadır. Bu duruma korku demekteyiz. Ancak fareyi görme ihtimaline karşı yaşadığınız korkuya kaygı denilir. “Ya fare görürsem” ihtimalinden dolayı gün içinde durmadan kasılırsınız. Korkuya verdiğiniz tepki daha kısa sürerken, kaygıya verdiğiniz tepki belki tüm gün, belki tüm ay, belki de tüm yıl sürebilir.

Bu yüzden kaygıya verdiğiniz tepki sizi çok uzun zaman içerisinde saldır veya kaç tepkisi içerisinde bıraktığından dolayı aşırı derecede yoracaktır. Bu yorgunluğun ardından kişide tükenme başlayacaktır. Gerek işlerini yapamama, gerek işlerini yaparken vücudunun çeşitli yerlerinde ağrıma, ellerde uyuşma görülebilir. Kişinin tükenmiş bir şekilde enerjisiz ve halsiz hissetmesi de görülmektedir. Kişi hiç bir şey yapmak istemez. Bu durum kişi eve gittiğinde de aynı şekilde devam edecektir çünkü günün sekiz saatini geçirdiği ortamda yaşadığı davranışı beyin öğrendiği için o durumdan hızlı bir şekilde çıkamaz, aynı pozisyonu ve ruh halini eve taşıyacaktır.

Yani davranışlarımız düşüncelerimizi, düşüncelerimiz de davranışlarımızı etkilemektedir. Kasılma hareketi içerisinde düşüncelerimiz “şu anda acil bir durum var, bu sebepten dolayı çok yoğun bir şekilde enerji harcamalısın” şeklindedir ve kişiyi tüketir.

Hızlı bir şekilde düşüncelerinizi değiştirmek imkansızdır. Yani “boş ver, kafana takma” denilen durumlar içerisinde hiç bir değişikliğin olmaması gibi.

Stres durumu içerisinde kişi hormonlarının kontrolü altında olduğu için vereceği tepkilerde hormonlarının tepkileridir. Yani öfkelendiği zaman öfkesini kontrol eden kendisi değil kendisini kontrol eden öfkesi olacaktır. Ancak kişi kendisini kontrol etmeyi, yani hormonlarını kontrol etmeyi öğrenirse kaygısını, davranışlarını, düşüncelerini kontrol edebilir. Bu sayede de gerek öfkesinin tepkilerini gerek diğer davranışlarını uygun bir şekilde yansıtabilecek ve kontrol edebilecektir.

Peki hormonlarımızı nasıl kontrol edebiliriz? Ofis yaşamı içerisinde bulunduğunuz o sekiz saatin ardından eve gittiğinizde, belki dört saat, belki beş saat eşinizle ,çocuklarınızla veya sosyal hayatımızdaki diğer insanlarla vakit geçeceksiniz. Ancak bu vakit hem verimli ve nitelikte olabilmesi hem de olumsuzluklar getirmemesi adına iyi değerlendirilmelidir.

Bu vakti iyi değerlendirebilmek için ofis yaşamının da iyi olması gerekmektedir. Ofis yaşamındaki olumsuzlukları eve getirdiğinizde, ev yaşamamız veya sosyal yaşamanız kötü olacak, sosyal yaşamınız kötü olduğunda olumsuz bir şekilde uyuyacaksınız, rahatsız bir uykunun ardından güne kötü bir şekilde başlayacaksınız, ve güne kötü başladığınız için işyerinizde yeniden olumsuzluklara adım atmış olacaksınız. Bu bir kısır döngüdür.

Bu kısır döngüyü yenmek için kişinin hormonlarını kontrol etmesi ve bunun içinde öncelikli olarak nefesini doğru alıp vermesi gerekir. Strese en iyi gelen etkilerden birisi diyafram nefesidir. Ancak diyafram nefesi ile ilgili internette veya çeşitli yerlerde birçok yazı bulunmakta ve hangisinin doğru olduğuna veya işe yaradığını emin olunamamakta.

Doğru bir şekilde yapılan diyafram egzersizi kişinin stresten uzaklaşmasına ve tükenmişliğin son bulmasına yardımcı olacaktır. Diyafram egzersizinin yani nefes egzersizini yaparken öncelikli olarak rahat bir pozisyon içerisinde ya oturun, ya yatın, ya da ayakta durun ama önceliğiniz rahat olmak olsun. Bir elinizi göğsünüze ve diğer elinizi karnınıza koyun. Burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan nefes verin. Burnunuzdan dört saniye içerisinde nefes alırken, ağzınızdan sekiz saniye içerisinde nefes verin. Başlangıçta bu kolay olmayabilir ve dört saniyede aldığınız nefesi sekiz saniyede değil altı veya daha az sürede vermiş, bitirmiş olabilirsiniz. Daha yavaş nefes vererek tekrardan deneyin. Burnunuzdan nefes aldığınız zaman karnınız şişecek, ağzınızdan nefes verdiğiniz zaman karnınız inecek. Bu süreç içerisinde kesinlikle göğsünüz oynamayacak.

Bu kadar basit bir davranış sayesinde kişinin vücudundaki bütün hormonlar düzene girer ve kişi rahatlar. Bu egzersizi gün içerisinde stres durumunuzda, kaygılandığınızda, kendisi hafiften kötü hissettiğinizde, veya her normal anınızda da yapabilirsiniz. Önemli olan bu egzersizin minimum gün içerisinde iki veya üç defa yapmaya çalışmanızdır. Aynı zamanda yapmaya başladığınız her an içerisinde üç defa yapınız ve daha fazla yapmayınız. Çünkü kişi doğru nefes almaya alışık olmadığı için, beyin fazla oksijen altında tepki vereceği için doğru nefes alıp yeterli oksijen almanız gerekmektedir. Bu yüzden gün içerisinde beş defa yapacaksınız her yapacağınız sette üç adet alma ve verme davranışı yapınız.

Yaptığınız bu egzersiz sizin gün içerisindeki hormonlarınızı düzenler, iş hayatınızın daha iyi olmasını ve bu sayede sosyal hayatınızın, uykunuzun da düzene girmesini sağlayacaktır.

Herkese iyi çalışmalar dileriz.

Uzm. Psikolog Sümeyye ARSLAN

PARLAK HAYAT PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK MERKEZİ

www.parlakhayat.com

SAĞLIKLI RUH SAĞLIKLI BEDENDE BULUNUR

 

Ruh ve beden bir bütündür. Ruh sağlığınız beden sağlığınızı etkilerken beden sağlığınız da ruh sağlığınızı etkiler. Vücudumuza giren ve çıkan tüm maddeler hem bedenimizi hem ruhumuzu değiştirir.

Kişilerin düzenli beslenmeleri ile vücut daha sağlıklı olurken bilinçaltı da kişinin kendisine değer verdiğini hisseder. Bu da özgüven de bir artış sağlar.

Aynı zamanda vücudumuza giren her besin ruh sağlığımızı etkileyen hormonlarla direkt olarak bağlantıdadır. Örneğin fındık, badem ve ceviz vücutta dopamin adlı bir hormonun artışını sağlar.

Dopamin kişinin odaklanmasında ve haz duymasında etkili olan bir hormondur. Ayrıca spor da dopamin hormonunun artmasını sağlar. Bununla birlikte heyecan hormonumuz olan adrenalin hormonunun ve mutluluk hormonu olan seretonin hormonunun artmasında da etkin rol oynar.

Bununla birlikte yapılan araştırmalara göre bitter çikolatanın seretonin salgılanmasında ve kalp sağlığının korunmasında etkili olduğu görülmüştür. Seretonin mutluluk hormonumuzdur. Yetersiz seretonin salgılanması durumunda kişi depresyona girebilmektedir.

Ayrıca seretonin hormonunun yeterli derecede salgılanması kişinin olumsuz olaylarla baş etme mekanizmalarını da daha güçlü kılar. İyi bir sabah kahvaltısı vücuda enerji verdiği gibi ruha da canlılık verir. Kahvaltı hem bedenin hem ruhun güne iyi başlama ilacıdır. Kahvaltı sonrası içeceğiniz bir Türk kahvesi de sizi depresyon gibi bir çok psikolojik rahatsızlıklardan korunmanız adına yardımcı olacaktır.

Yapılan araştırmalara göre diyet yapan kişilerde stres hormonu olarak bilinen kortizon hormonu artış göstermektedir. Bu sebeple hayatınız içinde diyet değil sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmeniz gerekir. Bu sayede her gün düzenli bir küçük parça (20 gr kadar) yüzde 70-80 oranlarında kakao içeren bitter çikolata yiyerek sağlıklı beslenmenize katkıda bulunabilirsiniz. Diyetlerinizde kaçamak yapma isteğinizde yardımcı olacağı gibi kalp sağlığınıza da yardımcı olacak olan bitter çikolata kortizon hormonunun salınmasını engelleyecektir. Bu sayede kortizon hormonunun metabolizma ve bağışıklık düşürme etkilerinden de arınmış olacaksınız.

Vücut çok yönlü bir mekanizmaya sahip olduğu için olabilecek tüm değişiklikler bedenin tümünü etkiler. Bu etkileri olumlu yönde ilerletmek için güne sağlam bir kahvaltı ile başlayın, kahvenizin yanına bir bitter çikolata alın ve ara öğünlerinizde bademe yer açın. Ayrıca düzenli yürüyüşlere çıkın. Bu sayede hem ruhunuza hem bedeninize destek olmuş olacaksınız.

Sağlıklı ve mutlu bir yaşam geçirmeniz dileğiyle…

Uzm. Psikolog Sümeyye ARSLAN

PARLAK HAYAT PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK MERKEZİ

Gülümsemenin Bulaşıcı Etkileri

 

İnsanoğlunun yapısı fizyolojik ve psikolojik olarak gelişir ve değişir. Bedenimizde olan bir değişim psikolojimizi etkilerken psikolojimizde olan bir değişim de fizyolojik yapımızı etkiler.

Bununla birlikte düşüncelerimiz ve duygularımız çevreye sergileyeceğimiz davranışlarımızı şekillendirirken, davranışlarımız ve beden dilimiz de duygu ve düşüncelerimizi şekillendirir.

Yapılan araştırmalara göre esneme davranışı en hızlı bulaşan davranıştır. Tıpkı bu durum gibi gülümsemek de esneme kadar hızlı bulaşan bir davranıştır. Çevrenizde sürekli somurtan, yakınan ve mutsuz tipler varsa bir süre sonra siz de onlar gibi karamsar bir yapıya bürünebilirsiniz.

Kişinin sabah aynada kendine gülümsemesi anında bile beyin karşıdan aldığı gülümseme sinyalini yakalar. Ayrıca gülümsemek için kullanılan kasların sinyalleri de beyne gider. Bu davranışları yorumlayan beyin yapımız mutlu olduğumuz kararına vararak mutluluk hormonlarının üretimini arttırır.

Peki nedir bu hormonlarımız? Zevk almamızı, mutlu olmamızı sağlayan pek çok hormon vardır. Seretonin hormonu ile kişi mutlu olurken, dopamin hormonu ile zevk alır ve odaklanır, oksitosin ile sevgi ihtiyacını karşılar. Bu hormonları aktif hale getiren bir gülümsemenizdir. Bu yüzden gerek çevrenize, gerek aynada kendinize gülümsemeniz günü mutlu geçirmeniz noktasında bir destek olacaktır.

Gülümsemek o kadar etkilidir ki yapılan araştırmalara göre karşı tarafa mesaj ile gönderdiğiniz gülümseme işareti kişide mutluluk hormonlarının artışını sağlıyor.

Ayrıca komedi filmleri izleyen kişilerin film anında ve film sonrasında mutluluk hormonlarını daha fazla salgıladıkları görülmüştür. Gülümsemek ruh ve beden sağlığınız açısından çok faydalıdır. Ruhun olumlu duygularla dolmasını sağladığı gibi vücudun bağışıklığını da güçlendirir.

Bu yüzden hem kendinize, hem sevdiklerinize ve sevenlerinize değer verin; gülümseyin.

Uzm. Psikolog Sümeyye Arslan

PARLAK HAYAT PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK MERKEZİ

Bu Gün Bende Bir Gerginlik Var!

 

Her gün güne başlamak için yumuşak ve sıcak yataklarımızdan kalkıp, işe gitmek, çocuklarımızı okula götürmek, okula gitmek veya nereye olursa olsun bir yere ulaşmak için yollara koyuluyoruz. Bu yolculuklarda bize eşlik eden kendi aracımız, ya da toplu taşıma araçları oluyor. Güne toplu taşıma ile başlayacaksak, antilobu yakalamak için pusuya yatmış timsahlar gibi aracın gelmesini bekliyoruz duraklarda. Ne zaman ki o araç durağa yanaşıyor ve kapılarını açıyor, içinizdeki ilkel benlik ve yer kapma dürtüsü içinde oluşmuş savaş veya kaç tepkisi ortaya çıkıyor. Bir anda ortam Çanakkale muharebesi oluyor. Çocuklar, yaşlılar ve kadınlar eziliyor. Kimileri hoş olmayan sözcükleri çevresini savuşturarak öfkesini yansıtıyor, kimisi ise sessiz öfke yaşayıp kinleniyor. Bir toplu taşıma aracına ulaştıktan sonraki bekleme süreci ne kadar uzarsa problem yaşama ihtimali de bu ölçüde artıyor. Peki biz sadece bir metrobüs, otobüs ve benzeri bir toplu taşıma aracını durakta beklerken vücudumuzda neler oluyor? Demin söz ettiğimiz savaş veya kaç tepkisi ilkel dönemler için bireyin yaşamasını sağlayan önemli bir dürtüydü. Ancak günümüzde itibariyle bu dürtüyü kullanabileceğimiz bir çevre bulunmamaktadır. Bu dürtü oluşumu esnasında vücudumuzdaki stres hormonları tepkimeye girmekte ve kişinin bir kısır döngüye başlamasına sebebiyet vermektedir. Peki bu kısır döngü nasıl bir şey? Öncelikle stres ile bağlantılı olan hormonumuz kortizolda bir artış meydana gelir. Stres sebebiyle kortizol artar, kortizol arttığı için beynin stresli olduğunuz sinyalleri gider. Strese giriş artar ve bu şekilde devam eder. Kortizol vücut için çok değerli bir hormondur. Otoimmün sisteminin doğru işlemesinde önemli bir paya sahip olan kortizol hormonu, artış sağladığında vücudun içerisinde herhangi bir zararlı maddenin olmadığına dair beyne iletimde bulunur. Yani vücudumuza zararlı bir mikrop ve benzeri bir şey girdiğinde bunu fark edemez ve yanlış sinyal verdiği için vücut mikrop için direnç göstermez. Mikroplar ile savaşmamızın gerektiğini düşünmeyen yapımız, bağışıklığın düşmesiyle tüm zararlara açık hale gelir. Bu durum şu şekilde örneklendirebiliriz kortizol hormonu gereğinden fazla artmadığı evrede vücudumuzun savunma sistemi tıpkı havalimanı güvenlik girişleri gibi olur. Ancak kortizolun artışı ile vücudumuzun savunma mekanizması şaşırır ve tıpkı alışveriş merkezlerinin güvenlik kapısı gibi işlemeye başlar. Bu da içeriye birçok zararlı etkinin girmesi için zemin oluşturur. Bunun dışında vücudumuz bu 10-15 dakikalık evre içerisinde yaşadığı olumsuzluğa karşı farklı bir savunma daha gerçekleştirir. 16 kas grubundan 4-5 adetini aynı anda fark etmeden kasar. Bilinçaltının verdiği bu tepkiden kaynaklı vücudun glikozu gereksiz yere kullanılır. Kişi bitkin ve halsiz hisseder, düşünme yetenekleri yavaşlar, uykusu gelir, moral bozukluğu artar. Eskiden A plus çamaşır makinaları gibi çalışan beden bir anda müsrifleşmeye başlar. Vücut ve ruh tükenişe doğru ilerler. Vücudun kasılmasında da bir kısır döngü oluşur . Vücut stres sebebiyle kasılırken kasılmanın beyne ilettiği mesaj “şu an çok kötü bir durumdasın” olur. Kişinin kötü şeyler hatırlamasını, kötü şeyler düşünmesini sağlar. Bu da bedenin gerginliğini daha da arttırır. Biz 10-15 dakikalık metrobüs biniş aşaması yaşasak da, tüm gün, hatta gece uyurken o durumun gerginliğini üzerimizde yaşarız. İşe sinirli gideriz. İşte konsantrasyonumuz azalır. Eve gergin döneriz. Sebepsiz bir mutsuzluk ve tatminsizlik olur üzerimizde.

Kısaca öncelikle hayatımızın önemli bir parçası olan toplu taşımalardan ve topluluklardan arınamayacağımıza göre çatışmalarla baş etmeyi, stres anında doğru tepki vermeyi öğrenmeli ve problem çözme yeteneklerimizi geliştirmeliyiz.

Bu durumu düzeltmek için kendimize yapacağımız yolculuğunuzu ne kadar ertelersek o kadar tükenme ve olumsuzluklarda kemikleşme olacaktır. Ayrıca bu durum bireyi parça parça yok edecektir. Tıpkı bir binanın yanması ve her defasında yanların söndürülmesi gibi… Binada yangın çıkartan sebep bulunup düzeltmedikçe acil ve önemli görülen yangın söndürme davranışı ile uğraşır dururuz. Bina parça parça yanar, biz ise bu durumu elimizde binadan artan küller kalınca fark edebiliriz. Çok geç olmadan kendimizle ilgili farkındalığımızı arttırmalı, gelişimimizi tamamlamalı ve gerekirse de yardım almalıyız. Acil olmayan ancak önemli işiniz yangının çıkma sebebini bulmanız ve düzeltmeniz dileğiyle…

Uzman Psikolog Sümeyye Arslan

ÇOCUĞUM ALTINI ISLATIYOR

Bu yazımızda enürezis, yani alt ıslatmaya değineceğiz. Normalde gelişimsel olarak mesane kaslarının kontrolü 2-3 yaş arasında kazanılır. Çocuk 5 yaşını doldurmuş ve en az üç ay boyunca haftada iki defa mesane kontrolü sağlayamıyorsa enürezis olarak adlandırılabilir. 5 yaşını doldurmamış çocuklarda alt ıslatma görülse dahi enüretik kabul edilmez.

Aynı zamanda her 100 kız çocuğundan 1’inde ve her 100 erkek çocuğundan 5’inde enürezis (alt ıslatma) görülmektedir.

Alt ıslatma iki şekilde olur;

1.) Primer enürezis (birincil alt ıslatma); Çocuk en az beş yaşına kadar hiç mesane kontrolü sağlayamaz.

2.) Seconder enürezis (İkincil alt ıslatma); En az 6 ay boyunca kuruluk olduktan sonra çocukta tekrar altını ıslatma görülür.

-Enürezisin sebepleri nelerdir ?

Genel olarak 3 başlık altında toparlayabiliriz.

• Genetik nedenler: Anne ve baba enürezis ise çocukta alt ıslatma oranının görülme ihtimali %77 iken ebeveynlerden birisi enürezis olduğunda çocukta görülme ihtimali %50’ye düşmektedir.

• Mesane kontrolü: Mesane kasları kontrolünün yetersiz olmasıdır.

• Psikolojik nedenler: Tuvalet eğitiminin baskıcı, katı olması çocukta alt ıslatma görülmesine neden olabilir (Çocuk alt ıslatarak ailesine tepkisini göstermektedir) . Ailede yeni bir bebeğin dünyaya gelmesi ile birlikte kardeşe olan kıskançlığı yansıtma biçimi olabilir (Annenin hamilelik sürecinde, doğumdan sonra çocuğa yeterli ilgi ve sevgi gösterilmesi kardeş kıskançlığı görülme ihtimalini en aza indirir) . Okula başlama ve anne baba ayrılığı alt ıslatmaya sebep olan psikolojik nedenler arasındadır. Enürezis çeşitli psikolojik sebeplerden kaynaklı olabileceği gibi suçluluk duyma ve sosyal ilişkilerinde problem yaşama gibi psikolojik sonuçlar doğurabilir.

-Altını ıslatan çocuğa nasıl yaklaşmalıyız ?

• Tuvalet eğitimi sırasında baskıcı, katı tutum sergilememeliyiz.

• Çocuğu küçük düşürmemeli, cezalandırmamalı ve eleştirmemeliyiz.

• Çocuğu cesaretlendirmeli ve ödüllendirmeliyiz.

• Günlük olarak alınan sıvı düzeni sağlanmalı, akşamları alınan su seviyesi ayarlanmalıdır.

-Hangi tedavi yöntemleri uygulanır ?

• İlaç tedavisi

• Psikoterapi

• Mesane jimnastiği Çocuk ve Ergen Psikoloğu

ŞÜKREDECEK EN AZ 100 SEBEP

Merhabalar sevgili Parlak Hayat severler;

Bu yazımızda hayatımızı daha renkli hale getirecek araştırma ipuçlarıyla sizlerleyiz. Hayatımız içinde bir çok güzellik ve bir çok değişiklik varken kendimizi iş ve ev hayatının akışı içinde kaybedebiliyoruz. Her gün iş için aynı saatte uyanıp iş den aynı saatte dönsek dahi yolumuzun üstünde ve iş anında bir çok güzellikler olsa dahi baktıklarımızı göremeyebiliyoruz. İster istemez bu da hayatın siyah ve beyazlardan oluştuğu hissini verebiliyor. Onca renk, onca güzellik arasında anahtar deliğinden bakıp gördüklerimizle yetinmekse hem kendimize hem de tüm bu harikalara yapılan bir haksızlık olur.

Bu gün, bu yazıyı okuduktan sonra etrafınıza bir daha bakın. Sabah sizinle beraber doğan ve her gün yüreğimizi ısıtan güneşe odaklanın. Gözlerinizi kapatıp ona yönelin ve içinizden geçen o ışığı hissetmeye çalışın. Sonra havayı koklayın. Anın içine bir adım daha atmış olacaksınız. Uyarıcılarla daha da yaklaşacaksınız şimdiki zamanın güzelliklerine. Ve kendinize her gün 10 dakika ayırın. Elinizde olan ve şükredeceğiniz şeyleri sıralayın. Kafanızda ve ya kalem, kağıt ile… Bu sıralama suratınızda bir tebessüm oluşturacak. Kalbinizde bir yumuşama ve içinizde aşık olunca kanat çırpan kelebekleri hissettirecek. Aslında bu liste size sizi hissettirecek.

Unuttuğunuz ve yok saydığınız tüm güzellikleri görmeniz dileğiyle…

Havalardan Hep

HAVALARDAN HEP…

İnsan bir çok olay ve durumdan etkilenen ve bunun doğrultusunda bedenen ve ruhen tepkiler veren bir varlıktır. Bu hassas yapımız her durumdan etkilendiği gibi havaların durumundan da etkilenebilmektedir.

 Son zamanlarda hava durumlarının etkisi ile hepimiz ruhi değişimler yasamaktayız. Bahar yorgunluğu olarak adlandırılan bu ruhi değişim, bunalım süreçleri ve isteksizlikler kafalarda sorulara sebep olabiliyor. Bir gün gayet iyiyken belki bir hafta süren halsizlik hali baş gösterebiliyor. İçimizden “Allah Allah daha dün iyiydim. Ne oldu da kolumu dahi kaldırasım gelmiyor.” diye geçirirken bulabiliyoruz. Bunun yanı sıra, eskiden sevdiğimiz işleri,  aktiviteleri yapmak istemiyor,  uzak duruyoruz. Dostlarımız arıyor, telefonlara cevap verecek ve konuşacak takati kendimizde bulamıyoruz.

 Korkmayın. Bu durum şu anda geçici bir süre ile sizinle beraber olacak. Elbette ki belirsizlikler insanı rahatsız eder. Ancak bu süreci kısaltmak ve daha sağlıklı geçirmek için beslenmemize dikkat etmemiz oldukça önemlidir. Ne yersen, osundur sloganı da esasında yediklerimizin hormonlar vasıtası ile ruhumuzu,  duygularımızı ve düşünlerimizi etkilemesinden gelmektedir. Tabii ki düşünce ve duygular vasıtasıyla da davranışlarımız şekillenecektir.

 Ara öğünlere önem vererek glisemik indeksi düşük bir beslenme yapılması ve akşamları ağır atıştırmalıklardan kaçınılması, bu sürece bir noktada yardımcı olacaktır. Ayrıca, iyi bir uyku için akşam içilen sarı kantaron çayı ile destekçi olunabilir. Sabahları aynı saatte kalkmaya ve akşam aynı saatte yatmaya özen göstererek, sabahları da 1 fincan şekersiz Türk Kahvesi içerek sağlam ve zinde kalmaya yardımcı olabiliriz. Gün içinde diyafram egzersizlerinizi ihmal etmeyerek hormonları kontrol edebiliriz.

 Bu süreç uzar ve hayatınızı olumsuz yönde beklenilen sürenin üstünde etkilerse bir uzmandan yardım alabilirsiniz. Sağlığınız ve siz değerlisiniz. Kendinizi ihmal etmemeniz dileğiyle…

Uzman Psikolog Sümeyye Arslan 

Narsistik Bir Annenin Kızından Mektup

Canım çok yanıyor. Dünden beri durup durup aklıma geldikçe ağlıyorum. Geçmişi düşünüyorum. Herşey yerine oturdukça …

Pandemi Sonrası Ofise Dönüş!

Uzun bir aradan sonra iş yerlerine yavaş yavaş dönüşün yapıldığı bir süreçle güne merhaba diyoruz. Zorlu ve …

Online Terapi/Online Psikolojik Danışmanlık

Online terapi-online psikolojik danışmanlık hizmeti nedir? Online terapi  yüzyüze yapılan bireysel, aile, çift vb  görüşmelerin …