Blog

Dijital Oyun Bağımlılığı

DİJİTAL OYUN BAĞIMLILIĞI

Bilgisayar, oyun konsolu, akıllı telefon gibi cihazlar vasıtasıyla oynanan oyunlarda aşırı zaman geçirilmesine bağlı olarak; kişinin fiziksel, sosyal ve duygusal problemler yaşamasına neden olan bir bağımlılık olarak tanımlanmaktadır.

🎮Dijital oyunları oynayan çocukların anne-babalarına şunu hatırlatmak doğru olacaktır:  Her oyun oynayan çocuk bağımlı değildir. Çocuğunuzun, çeşitli oyunlar oynaması, birçok oyunda hesabının olması ya da yeni çıkan oyunlarla ilgili bilgi ve ilgi sahibi olması, onun oyun bağımlısı olduğunu göstermez. Bir eylemin bağımlılık olarak tanımlanması için devamlı tekrarı gerekmektedir.

➡️Bağımlılık noktasında dikkat edilmesi ve öncül olabilecek noktalar bulunur bunlar ;

☘️Çocuğunuz oyun oynarken Oyunda ne kadar zaman geçiriyor? Vaktinin büyük çoğunluğunu bu oyun zamanı kaplıyor mu?

☘️Oyunda geçirdiği bu sürenin; çocuğunuzun fiziksel, sosyal ve hatta bilişsel durumuna olumsuz etkileri var mı ?
📝 Sizde bu sorunları çocuğunuzda gözlemliyorsanız en yakın bir uzmana başvurmanızı ve konu ile ilgili bilgi almanızı öneriyoruz.

✨PSİKOLOG DİLARA IŞIK

KEDİ FOBİSİ

KEDİ FOBİSİ 
Bir şeyin fobi adını alabilmesi için onun yaşamamızdaki işlevleri bozuyor olması gerekir. Mesela kedi sebebiyle mesire alanlarına gidemiyor, sevdiklerimizle pikniklere çıkamıyorsak, arabaların yanından geçerken çok yoğun bir kaygı duyuyorsak ve geçemiyorsak, dışarıya çıkmakta zorlanıyorsak, arkadaşlarımız dostlarımız ve sevdiklerimizle beraber kafelerin açık alanlarında oturamıyorsak, ve benzeri bir çok engelleri yaşayarak sınırlandırıldığımızı ve kısıtlandığımızı hissediyorsak bu Fobinin artık çalışılması ve halledilmesi gerektiğini gösterir. Kedi fobisini halletmek demek artık elimi kedinin ağzına soka biliyorum demek değildir, kedi ile ilişkili ortamlarda bulunmaktan kaygı duymayarak rahatça ortamda buluna bilmek, kedinin sürtünmesi ve bacaklara değmesinden ratsızlık duymamak, kedinin gelişiyle büyük bir gerginlik yaşayıp çığlık atmak veya kaçmak gibi bir eyleme geçmemek, kedinin kişi tarafından istenirse okşanarak ondan sevgi alışverişini yaşamak şeklinde yaşanabilir.
Sizlerin de yaşadığı kedi fobisi varsa bu fobiden tek seansta kurtulabileceğinizi bilmenizi isteriz. Eğer kedinin altında yatan başka temel faktörler var ise ek birkaç seans da dahil edilerek onlar da çözümlenerek tamamen fobiden arındırılma imkanı da olabilmektedir. Kısa zamanda çözümlenecek olan bu problem için daha fazla kendinizi kısıtlamamanız dileğiyle…

Sınav Kaygısı

SINAV KAYGISI ÜZERİNE
Öğrenilen bilgilerin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun bir kaygı olarak kabul ettiğimiz sınav kaygısı pek çok kişinin hayatını etkilemektedir. Sınava yüklenilen anlamlar, sınav sonrasındaki kazanımlar ve çevresel faktörler bu kaygının artmasına neden olmaktadır.

❇️Üniversite sınavının yaklaşmış olduğu bu günlerde özellikle sınav kaygısını tanımak ve oluşabilecek stres kaynaklarına karşı farkındalık kazanmak için gelin hep birlikte sınav kaygısı konusunda ne yapmamız gerekir bir göz atalım.

Sınav öncesi neler yapılmalıdır?
✨Sınava yönelik çalışma alışkanlıklarını gözden geçirmek önemlidir.
✨Çalışma açısından, sağlıklı bir ortam da bulunulmalı ve süre iyi kullanılmalıdır.
✨Beslenme ve uyku saatine dikkat etmek son derece önemlidir.
✨ Sınavla ilgili çalışmalar son zamana bırakılmamalı ,hazır olarak giriş yapabilmek kaygıyı azaltacaktır.

 ✍️ Sınav esnasında neler yapılabilir?
Sınav esnasında olumsuz düşünceler oluşabilir. Stres ve kaygı yaratacak bu otomatik düşünceler dediğimiz, istemsizce aklımıza gelen düşüncelere karşı alternatif olarak düşünceler geliştirmek gerekir. Yapamayacağım, başarısızım düşünceleri performansın daha da düşmesine ve sınav kaygısının artmasına neden olacaktır. Bu gibi durumlarda sınav esnasında kontrolün sizde olduğunu hatırlamak fayda sağlayacaktır. Yanıtlayabileceği sorulardan başlamak, kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanmak (hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri, kontrollü nefes alıştırması) sınav esnasında yapılabilecek bazı çalışmalardır.

✍️ Sınav kaygısıyla başa çıkma yolları nelerdir?

Olumsuz düşüncelere karşı farkındalık sahibi olmak önemlidir.
Düşünce ve inançları sorgulamak (gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını farklı bir gözle yeniden değerlendirmek.
Nefes egzersizleri bu konuda fayda sağlamaktadır.
Kaygıyı bastırmaya değil, onu kabul etmeye ve tanımaya çalışmak. Düşüncelerimizi anlamak ve otomatik düşünceleri taniyabilmek ve alternatif geliştirmek.
Dikkatini başka noktalara odaklama tekniği kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır.
Psikolog Dilara IŞIK

 

Online Terapi Nedir?

ONLİNE TERAPİ NEDİR?

Online terapi  yüzyüze yapılan görüşmelerin internet ağı üzerinden, yüz yüze terapide kullanılan yöntem ve teknikler ile görüntülü ve sesli görüşmelerle uygulanan şeklidir.
Günümüz teknolojisi bizlere birçok alanda kolaylık sağlamaktadır. Online psikolojik danışmanlık hizmeti terapi sürecini daha kolay ve ulaşılabilir kılmakta ve zaman kaybı azalırken yüzyüze terapi süreci gibi ilerledigi için başarı sağlama oranı da oldukça yüksektir. Terapi yüz yüze olan seanslardaki gibi randevu saati içerisinde gerçekleşir ve Yüz yüze olan seanslardaki gibi randevu süreci İşler. Terapiye dair bütün kurallar ve sınırlar online görüşme için de geçerlidir.
Bir çok psikolojik durum için yüz yüze terapi kadar verimli olabilen online terapiyi tercih edebilir ve terapi süreciniz içinde rahatlıkla destek sağlayabilirsiniz.

ONLİNE TERAPİNİN AVANTAJLARI
Günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz süreci göz önüne aldığımızda online terapinin bizlere sunduğu pek çok avantaj bulunmaktadır. En önemlisi zaman ve mekandan yana bir tasarruf sağlamaktadır. Evden dışarı çıkamayan bireyler için bu yönüyle ulaşılabilir kolay ve güvenilir bir süreç sağlamaktadır.
Online terapide pratiklik ve ulaşılabilirlik ön planda olduğu için seansınızı herhangi bir yerde esnek bir zaman dilimi ile gerçekleştirebilirsiniz.
Yüzyüze Terapi sürecini gerçekleştirebilecek bir bölgede olmayan destek almak isteyen bireyler için ayrıca bölge imkanları olanakları bir uzmana ulaşma açısından yetersiz olması durumunda imkan ve kolaylık sağlamaktadır.
Yüzyüze terapi sürecine engel teşkil edecek bir fiziksel rahatsızlığı bulunan bireyler için bu terapi şekli pek çok yönüyle avantaj sağlamaktadır.

Kendinize zaman ayırmanız ve sağlıkla kalmanız dileğiyle

 

Bir Şiddet Türü Olarak Duygusal Şiddet

Şiddet, Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) tarafından, “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması” durumu olarak tanımlanmaktadır.

Duygusal şiddet ise şiddet türleri arasında günlük yaşamımızda çok sık rastlanan bir tür olarak ayrışım gösterir. Duygusal şiddet tüm bireylerde ağır psikolojik sorunlara neden olabilir. Duygusal şiddet iki özelliği ile diğer şiddet türlerinden ayrılır.
Bunlar;
1. Somut fiziksel bulguların olmayışı,
2. Kendi başına görülebileceği gibi pek çok örnekte diğer şiddet türleriyle birlikte bulunduğu kaydedilmiştir. Örneğin: Cinsel saldırıyı ele alalım maruz kalan kişi aynı zamanda duygusal şiddete de maruz kalmaktadır

Duygusal şiddete neden olacak davranışlar;
Yıldırmak, Tek başına bırakma, Suça yöneltme, Duygusal tepki vermeyi reddetme , Aşağılama, Kendi çıkarına kullanma , Vaktinden önce yetişkin rol verme ve reddetme sayılabilir.
Duygusal şiddet zamanla farklı psikolojik sorunların doğmasına ve kişinin değersizlik duyguları hissetmesine sebebiyet vermektedir. Aynı zamanda bireylerde depresyon, stres bozukluğu , anksiyete bozukluğu, alkol ve madde bağımlılığı gibi bir çok psikiyatrik rahatsızlık görülme olasılığı artmaktadır.
Kısacası şiddetin her türünde farkında olarak bir an önce önlem almak hayati önem taşımaktadır. Hepimiz hayatın içinde psikolojik şiddet ihtimaliyle karşı karşıya olduğumuzu unutmalı ve yardım almak noktasında ihmalkar davranmamalıyız.

İyi Anne Baba Kimdir?

İyi Anne Baba Kimdir?

Ebeveynlik hayatımızdaki diğer roller gibi yaşamın içinde olan bir rolümüzdür. Bu rolünde içerisinde insan olarak hatalar, sorunlar ve kontrolsüz bazı davranışlar sergilenebilmektedir. Bu durumlar bazen doğrunun ne olduğunu bilememenin verdiği hatalar iken bazen de kişinin doğruyu bilse de doğruyu ortaya koymakta zorlaması ile ilgili olabilir. Esasında iyi ebeveyn kavramından ziyade çabalayan ebeveyn vardır. İyi ebeveyn herşeyiyle iyi olan ve mükemmel olan ebeveyn demek değildir. İyi ebeveyn kendindeki bazı problemleri, rolünde uygulamakta zorlandığı kısımları ve hatalarını fark eden ve bunları değiştirmek için çabalayan, okuyan, araştıran veya belli yerlerden destekler alan ebeveynlerdir. İnsan olarak hatalar yaparız. Bu rolün içinde zaman zaman sınavlarda olduğu gibi yanlış cevaplar verdiğimiz zamanlar olabilir. Önemli olan nasıl ki okulda sınava girdiğimiz evrede yanlışlar yaptıktan sonra doğru ve yanlışlarımızın neler olduğunu fark edip o yanlışla ilgili neler yapabileceğimizi keşfetmek, doğrusunu öğrenmek için çabalamak ve o doğruyu kendimize yerleştirebilmek için uğraşmaktır ebeveynlikte de aynı şekildedir. Bazen o doğruyu bilsek de geçmişin travmalarından kaynaklı otomatik gelişen davranışlar söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlar için bir ebeveynin kendisi ve ailesi için yapabileceği en iyi şey bir uzman desteği alarak geçmişin tekrar eden döngüsünden ve alışmış olduğu zihniyetten kurtulmaktır. İnsan gelişen bir varlıktır. Hayattaki her şey gibi değişim ve gelişim ihtiyaçtır. Uyum kavramı yaşamın şimdiki zaman içerisinde olanları fark edip bununla kendilerimiz arasındaki ilişkiyi kurarak kendiliğimiz ve şimdinin içindeki düzene uygun bir ortaklık da buluşabilmektir. Ne kendiliğimizden vazgeçmektir ne de tamamen şimdi yok saymaktır. Geçmişte olan yaşantısı bir ebeveynin şimdiki yaşantısı ile kıyaslayabileceği konumda değildir. Şimdinin kolaylıkları ve zorlukları farklıdır. Bu sebeple kendinin geçmişteki zorlantılarıyla evlatlarının şimdiki zorlantıları arasında kıyaslama olması sadece empatiyi yok edecektir. Önemli olan kendimizdeki hataları fark etmek ve kabul etmektir. Değişim ve dönüşü için çaba bu aşamadan sonra gelir..

Sınır Ve Sınırsızlıklar

Sınır ve Sınırsızlıklar

Hayatımızda yaşam içindeki sınırlarımızı bilmek ve bunları ortaya koymak ruhsal ve bedensel bütünlüğümüzü sağlayabilmemiz adına ihtiyaçtır. Peki sınırları yaşamımızda sergileyemediğimizin ipuçları nelerdir?
Eğer bir insanın sizden istediği bir şeyi reddettiğinizde kendinizi suçlu hissediyorsanız,
Birine hayır demekte zorlanıyorsanız,
Fazlasıyla paylaşma ve verme eğilimi içindeyseniz,
Karşı tarafın sizi reddetmesinden çok korkuyorsanız,
Aile bireylerinizi veya çevrenizi hayal kırıklığına uğratmaya yönelik kaygılar yaşıyorsanız,
Çoğu zaman çevrenizden ihtiyaç duyduğunuz saygı,ilgi,özen ve sevgiyi alamadığınızı hissediyorsanız,
Kendinizi sık sık kullanılmış hissedip kızgınlık ve kırgınlık duyguları içinde buluyorsanız,
Başkalarının veya ortamın huzuru bozulmaması adına yapılan olumsuz davranışları sineye çekmek zorunda hissediyorsanız,
Hayattaki kontrol dışı faktörlerle ilgili kendinizi sorumlu hissediyorsanız,
Kendiniz için attığınız adımlar veya dinlenmek, ağlamak gibi davranışlar da dahil sizi bencil hissettiriyorsa sınırlarınızı korumakta ciddi zorlantılar yaşıyorsunuz demektir. Bu duyguların birikimi genellikle ağır bir depresyon ile ve ona eşlik eden başka rahatsızlıklar (fiziki veya psikolojik) ile ortaya çıkmaktadır.
Çok geç olmadan kendiniz için sınırları keşfedip korumak adına önlemler almanız dileğiyle…

Uyku Problemi

Uyku problemleri için neler yapılabilir?
1. Uyku anında sizi uykudan alıkoyan düşünceleriniz var mi?
• Varsa bu düşüncelerinizi fark edip ağırlıklı olarak size hangi duygular hissettirdiğine yoğunlaşın. Öncelikle temel inancınızı saptamak ve bu noktaya değinmek durumundasınız.
•Düşünceleri itmeyip not alın ve ertesi günden itibaren bu düşünceler için kendinize 10 dk düşünme zamanları açın ve üzerine ayrıntılı düşünün. Düşünceyi itmek düşünceyi zamansal olarak öteler. En sonunda yastığa başınızı koyunca yine yüzyüze gelirsiniz. En iyisi eninde sonunda yüzleşeceğiniz o düşünceler ile peşin peşin gündüz gözüyle yüzleşin.
•Bu adımlar yetersiz kalırsa psikolojik bir destek alın. Destek almak sizi aciz, güçsüz, ezik veya deli yapmaz. İnsan yapar. İnsanlar destek alırlar, yorulurlar ve paylaştıkça zihinsel olarak daha geniş bakarlar.
2. Fotoğrafta paylaştığımız bu harika çiçeğin çayını demleyin. Kendisinin adı passiflora. Psikiyatri içerisinde farmakolojik destek açısından uykuya yönelik kullanılmaktadır. Doğal ve zararsız olan bu bitkinin kuru formunu aktarlardan bulabilirsiniz. Size sap kısımları verilecek. Bu sapları suda kaynatarak içiniz. Kabuklu bir çay oldugu için özünü vermesi adına haşlamaktan veya demlemektense 2 -3 dk kaynatmak faydayı daha iyi hissetmenizi sağlar. Başka neler tüketebilirim için önceki videolara bakabilirsiniz.
3. Uyku için nefes egzersizini kullanın. Cenin pozisyonu şeklinde sağ tarafınıza yatarak 1 saniye burnunuzdan nefes alıp 2 saniye burnunuzdan nefes veriniz. Bu nefesi aralıksız olarak gözleriniz kapalı yapın. Acaba uyudum mu diye kendinizi kontrol etmeyin. 15-20 dk pes etmeyin. Sabah uyandığınızda işe yaradığını göreceksiniz. Ayrıntılı bilgi için bunun anlatan videomuzu izleyebilirsiniz.
4. Gün içi aktivitelerinizi arttırın. Spor, sanat, kitap vb ile gün içinde size uyan meşguliyetlerle bedensel ve zihinsel enerjinizi bir yere kanalize edin.
5. Biyolojik saatinizi geciktirmeyin. Uykunuz geliyorsa ötelemeyin ve ona direnmeyin. Akşam yatağınıza yatın. Yatış ve kalkış saatlerinizin daha sabit olmasına ve gecikmemesine dikkat edin.

6. Geç saatte kafein ve tein tüketmeyin. Saat 16:00 ve sonrası kahve çay tüketmeyin.
7. Saat 23:00 sonrası teknolojik aletleri kapatın ve daha sakin geçireceğiniz bir meşguliyet ile ilgilenin veya manzarayı izleyip düşünün. Teknolojik aletlerdeki beyaz ışık uykuyu kaçırmanıza ve baş ağrısı yaşamanıza sebep olur.
Şimdiden İyi uykular 

 

Sistematik Kariyer Planlama

•Sistematik Kariyer Planlama Programı•

Kariyer planlama ile çocuğunuzun geleceğini onu gerçekten tanıyarak, onun zihinsel düşünme ve yorumlama biçimi, yetenekleri, ilgileri, merakları ve becerileri ile birlikte tasarlamak gerekir.
Zaman zaman aileler kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmasını arzularken zaman zaman da kendi yaptıklarının kendilerini mutsuz etmeleri sebebi ile aynı mesleğin ve yolun çocuklarını da mutsuz edeceğini düşünerek çocuğunun iyiliği için onu yönlendirmeye çalışır. Esasında bir anne baba olarak ellerinden geleni yapıyor olsalar ve amaçları halis olsa da bu amacın yönlendireni ebeveynin geçmiş deneyimleri ve yaraları, yarım kalmışları oldugu için zarar verme ihtimali yüksektir. Çünkü kaygı çocugun kim olduğunu tanımadan onun için korku duyulandan uzaklaştırmayı hedef almaktadır. Oysa doğru ve iyi gelen kişiye özgü ve değişkendir. Çocugun kendi doğrusunu kendi mesleğini ve hobilerini oluşturması kendilik sürecini,kendini tanımayı,kendini yaşayıp ortaya koyabilmeyi ve hayat içinde var hissetmeyi sağlarken, ebeveynlerin kaygısı doğrultusunda izlenen bir yol motive olunamamış ve tatmin etmeyen, bireyi yavaş yavaş depresif bir ruh haline ve tükenmişliğe sürükleyen bir tabloya yönlendirir.
Bu sebeple bizler kurumumuzda uzman ekibimizle uygun test ve envanterler ile birlikte görüşmeler yaparak bireyin kişiliği, yetenekleri, becerileri, beynini kullanma sistemi ve yaşamı yorumlama biçimini ele alarak onun için uygun yollar, stratejiler ve seçenekler sunuyoruz.
Lise hazırlanma veya üniversite hazırlanma süreci içerisinde olan tüm bireylere uygun olan ve bireysel olarak tasarlanan bu sistem ile çocugunuza onun için daha uygun bir yaşam pusulası hediye edebilirsiniz.
Pusulanızın yaşamınızı anlamlı kılan ve kendiliğinizi ortaya koyabildiğiniz yönden ilerlemesi dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Kaygı Yaşama Kaygısı

Kaygı Yaşama Kaygısı
Esasında psikiyatri tanı kitabı içerisinde yer alan bir tanı ismi değildir kaygı yaşama kaygısı ancak bir çok insanın hayatında yaşadığı duygulanımlardan bir tanesidir. Acaba şu anda iyi miyim, şu an kaygılı mıyım, kalbin çarpıyor mu, acaba şu anda kötü bir his hissediyor muyum, vb gibi bir çok kişinin kendi içindeki kendine yönelik olumsuz inancını tekrar edecek ve kendini gerçekleştiren kehanete sürükleyecek olan bir arayış sorusu olarak önümüze çıkar. Obsesif kompulsif bozukluk adı altında geçen düşünce takıntılarının bir parçası da burayla ilgilidir. Panik atakdaki atak geçirir miyim korkusu ve ardına yaşanan bir panik atağın gelişi de buna bir örnek olabilir. Aklıma gelen başıma geliyor cümlesinin hayatımızdaki yeri de bu durumla ilişkilidir. Bilinçaltımızda kendimize yönelik olan inancımızın tekrari ile şekillenen düşünce ve duygulanım aşamaları bir kısır döngüye sokabilir. Bu döngülerden bir tanesi de acaba kaydı yaşıyor muyum kaygısı üzerine kişinin kendine yoğunlaştı evreden sonra kaygı duymadığı şeyle ilgili kaygılanmasıdır. Bugün iyi hissediyorum farkındalığının ardına kaygı yaşıyor muyum, yaşar miyim ya yaşarsam diye ilerleyen düşünce silsilelerinin ardına kaygı yaşamak, bugün mutlu hissediyorum ya üzülürsem ve bozulursa tüm bu hislerimin düşüncesi ile benzer ilerler. Kendiliğimizle ilgili temeldeki inancımızı fark edip sebepleri değiştirmedikçe sonuçdaki kısır döngüden kurtulmak imkansızdır. Kendiliğimizle ilgili inancımızın daha gerçekçi ve sağlıklı olması dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Panik Atak

Bir çok insanı kendi kaosunun içine alan yaşam biçimi kendi içimizdeki gürültülerden daha baskın olduğu için derinlerimizdeki sesleri uzun zaman duyamadımız, aslında duyamadıkça da duymayı çok istemediğimiz ve daha da bastırdığımız bir döngüye sokar. Ancak içerdeki gümbürtüye kulak vermemek maalesef onu küçülten ve çözümleyen bir etki oluşturmaz.
Yaşamın en kara, en yoğun, en aktif ve sancılı görünen dış etkenlerin yoğun olduğu günlerde günler günleri kovalarken içerideki bunaltı da artmaya ve yoğunlaşmaya devam eder. Zamanın çözümleyici ve ilaç olduğu etkisi sorunu fark edip kabul ettiğimiz evrede başlarken içerideki bilinmeyen duygu ve düşünceler düğüm olup benliği yavaş yavaş kendi kargaşasında boğmaya başlar.
Ve bir gün gelir yaşamımız sakinleşmiş ve dinginleşmiştir. O anda sessizliğin içinden içimizdeki sesler hızlı bir şekilde yükselmeye başlar.Esasında insan fark etmeden içinde görmekten kaygı duyduklarini görmemek için otomatik bir biçimde kendini daha aktif ve acılı bir gündeme sokabilir. Bu sayede içerideki ses şimdinin yoğun sesinin bir süre arkasında kalır.
Bu bazen fark etmeden acılı senaryoları yaratacak insanları ve olay örgülerini kişinin hayatına çekmesi ile olur, bazen de kendini tüketircesine yoğun, aktif, programlı ve aralıksız bir yaşam biçimi ile olur.
İnsan niye kendini acılı olaylara sokar, acıyı kendine çeker, öyle saçma şeymi olur diye düşünebilirsiniz ancak zaman zaman insan acıdan beslenir ve acıyla ayakta kaldığını hisseder. Bu sebeple derinlerdekini görmek için bazen tamamen bilinçsiz bazen yarı bilinçli olarak, bir tarafı ona aslında bu kişi veya olay ona sıkıntı çıkaracak dese de onu yaşamına alır. Bazı zamanlarda ise günün her saniyesi bir meşguliyetle doldurularak içeride olan duyulmaz. Evde daima açık bir televizyon, üstüste izlenen filmler, hatta tuvalete giderken bile elden düşmeyen telefonla orada bile boş kalmama çabası oluşur. Aynı zamanda yoğun ev temizlemeler, düzen ve organizasyonlar, aktif ve üstüste sosyal ilişkiler ile kişi kendine bir dakika bile zaman açmamanın verdiği iç sesleri duymama konforunu bir süre yaşar.
Bu döngü genellikle tükenene kadar çabalama ve tükenip bir süre hiçbir şey yapmamanın verdiği depresif ruh hali arasında dönüp durur.
Sebebi bilinmeyen baş dönmeleri, bayılmalar, zührevi rahatsızlıklar, migren ataklari, fibromiyalji, kabızlık ve mide problemleri ve benzer bir çok somatik rahatsızlık bir sürü kişiye bir sorun olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak bu evrede bir veya birkaçı kişinin yaşam işlevini hala bozmuyor ve ciddi bir rahatsızlık vermiyorsa hayat aynen devam eder. Birikmeler artar ve yeni tepkimeler ortaya çıkar. Ani sebepsiz öfke patlamaları, tahammülsüzlükler, yeme ataklari, ani kilo alımı veya verimi, depresif ruh hali, halsizlik, isteksizlik, uyandığı saniyede bir mutsuzluk ve yorgunluk hissi, zaman zaman değişen kalp atımları ve beden gerginlikleri, diş sıkmalar, uyku problemleri kendini gösterir.
Bu evrede de hala kişi içindeki ile yüzleşecek kadar yeterince acı çekmediyse süreç birikerek devam eder. Ve bir gün herhangi bir yerde hiçbir sebep yokken aniden ayaklarında bir karıncalanma ve yukarıya bir alev çıkıyor, bedeni sıkıyor hissi başlar. Akabinde kalbindeki çarpıntıyı, kulaklarında uygulamayı, nefes alamıyor olma ve boğulma hissini yaşar. Nefes almaya çalışır. Alamaz. Nefes alamıyorsam o zaman ölürüm der içinden. O an aklından demek yolun sonuna geldim, evet tam şu an belli ki öleceğim diye geçirir. Müthiş bir korku, vücut ısısını da değişim başlar. Bazen çığlık çığlığa haykırır kişi bazen yere kapaklanır. Çevredekiler ona bir şey yapamıyordur. Kendisi de kendine bir şey yapamamaktadır. Çok çaresiz hisseder. Kontrolünü kaybetmiş ve ölecekmiş gibi hissetmektedir. Apar topar ambulans ile hastaneye gidilir. Kişinin hala yaşadığı acı devam etmekte hatta sanki kendini de bulunduğu ortamı da hissedememektedir. Sanki kendini de ruhu ve bedeni ayrılmış, yabancı hisseder. Çevre, ortam, insanlar hatta kendi bedenine, kendisi kendine yabancıdır. Bu en korkutucu olan kısmıdır çünkü artık sanki yokmuş gibi hisseder. Ölme anını yaşıyor olduğunu düşünür. Hastaneye varıldığında tüm bedene incelemeler yapılır kan tahlilleri, EKG sonuçları, nörolojik muayene… Her şeye ayrıntılı bakılır. Yok, hayır, hiçbir bulgu bulunamaz. Bir sakinleştirici ilaç verilir o an için ve bir psikiyatriste yönlendirilir. Panik atak başlangıcı olduğu söylenir kişiye. Belli başlı ilaçlar yazılır. İlaçları almak istemese de alır ve prospektüsü okur. Prospektüsdekiler hepten korkutur veya bu ilaç bana zarar verirse diye içinden geçirir. Kader o ya tam o evrelerde yeni bir atak başlar. İlaç yüzünden atak geçirdiğini hisseder ve ilaçtan da uzaklaşır. Esasında ilaç değildir atağa sebep olan ancak o an kişi çok çaresizdir ve sebep aramaktadır. Çare arar. Kapı kapı doktorları gezer. Bir kanser, tümör bulunsa da rahatlasam der. Kimse onun yaşandıklarını anlayamıyordur. Yalnız hisseder. İnsanlar bunu kendisinin yaptığını, abarttığını, ilgi çekmeye çalıştığını söyler. Bu hem kırar hem de bir süre sonra kendine olan güveni sarsılır ve kendini sorgulamaya başlar. Gerçekten bunu ben kendim mi yapıyorum diye düşünür. Bu sefer kendi kendine baş edemediği için kendini suçlar. Ağlama nöbetleri başlar. Ağladığı için kendine gıcık olur. Ama ağlamasını dahi kontrol edemediğini hisseder. İnsanlara ve kendine sunabileceği somut bir hastalığının olmayışı hayatının mahvolduğunu, artık böyle devam edeceğini hissettirir. Gittikçe artan ataklarıyla ölümü beklediğini hisseder. Gece uyku anında ataklar, dışarda ataklar, evde ataklar… Her yerdedir. Kaçacak bir yer kalmamıştır. Uyuyunca atak geçirme korkusu ile uyuyamamaya başlar. Dışarda atak nerede yaşarsa oradan uzak durmaya çalışır. Evde yalnız kalmamaya çalışır ama birileri varken onlar da onu anlamadığı için ekstra yalnız hisseder ve acı çeker. İçinde hep her an her yerde atak yaşayacağı korkusu vardır. Sonunda ilaçlara razı olur ve başlar. Bir süre rahatladığını hissedebilir veya bazen daha önce yaşadığı atak sebebi ile ilaç aldığı an yeniden ataklari yaşayabilir. Çaresizliğin dibine battığını, ilaç içiyorsa da ilaca bağımlı olduğunu, ilaç olmazsa yine atak geçireceğini hissettiği için yeni yollar aramaya çalışır. İçindeki bunaltı, sıkıntı, zaman zaman kendi değilmiş gibi hissetme, devam eden ataklar, aynada bir başkasını göreceği ve başkasının çıkacağı korkusu artmaya başlar. Çıldırıyor muyum yoksa diye düşünür. Delirme korkusunu da yaşayınca hiçbir işe yaramayacağından emin olsa da çalmadığı tek kapı olduğu için bir psikoloğa gider. Bazen gittiği psikolog öncesi bir veya iki psikoloğa gitmiş, bir veya üç seans görüşmüş, bir fayda görmemişte olabilir. Bu döngüyü yaşayıp gelen çok fazla danışanım var. Kendi açımdan en yoğun danışan kitleme panik atak ve buna eşlik eden başka rahatsızlıklar olduğunu, sonrasında da başı sosyal fobi ve diğer fobik tablolar ile obsesif kompulsif bozukluk olduğunu söyleyebilirim. Terapi süreci ortaklaşa ilerlenecek bir aşamadır ve kişi iyileşme aşamasında kendisine de pay düşeceğini görüp bunu kabul ederek terapiye devam ettiğinde iyileşmeme gibi bir durumu yoktur. Genelde terapi de kendisine de pay düşüyor olduğunu veya derinlere inileceği için inmeye acıya rağmen hazır olmadığını hisseden bireyler ilk seansın boşalımı ardına veya ataklari kontrol altına aldığınız üçüncü veya beşinci seans evrelerinde erken bir bayram havası ile seansları terk eder.
Ancak süreç ne zaman nüks edip tahammül edemediği bir gün olursa yeniden geri dönüş yapar.
Başka kişilik bozukluklari, tik bozuklukları, diğer psikotik rahatsızlıklar olmadan var olan panik atak tablosu çok hızlı tedavi olur ve süreci tamamlanır. Esasında panik atak bir semptomdur ve daha derinlerinde başka bir durumu çalışmaya yönlendirir. Bu sebeple panik atak ile çalışırken birincil hedef atakları belli bir kontrol altına almak ve onlarla baş etmeyi öğrenmektir. Bu evreden sonra bu duruma sebep olan derin faktörler araştırılır ve dipteki problemlere, geçmiş çocukluk çağı yaşantılarına dönülür. Panik ataktan sonra asıl dertlendiğimiz ve ele aldığımız onun altındaki sebeplerdir. O sebepleri çözümleme süreci de bana göre bir merdiven gibidir. En yüzeyde ve merdivenin en tepe basamağında panik atak vardır. O basamağa halledince bir alt basamağa inilir. Oradaki farkındalıklarla daha derine doğru yavaş yavaş yürür. Taki en temel basamağa ulaşana kadar.
Sebep hallolduğunda sonuç değişir. Sonucun aktif ve aşırı sancılı olduğu dönemde ise sebebe dönüş mümkün değildir. Bu sebeple sonucun belli bir oranda rahatlatıldığı evreden sonra sebeplere yoğunlaşılır. Zaten sebepler ele alındıkça atakların geliş sayısı ve oluşum süresi azalarak rahat bir evreye ulaşılır.
Bana göre panik atak süreci hem atakları kontrol etmek için en hızlı sonuç alınan problem hem de sebepleri tam bir düğün olduğu için sürece merak ve birlikte sabırla ilerlenen ilginç bir yolculuktur.
Her danışan sorunu ne olursa olsun sebeplere bakıldığında beni şaşırtır. İnsan beyninin nelere kadir olduğunu görmek ve zehir ile şifanın aynı yerde buluştuğunu yeniden yeniden fark etmek ilginç bir süreçtir.
Danışanların gittikçe iyiye giden ruh halleri davranışlarda, sosyal yaşamda, kıyafetlerinde ve hatta oturuş biçiminde dahi kendini gösterir. Çünkü insan bir bütündür ve bir parçasındaki değişim tümünde değişimler oluşturur.
Yıllarca ilaç kullanmış veya ataklarla acı içinde yaşamış danışanlar geldiğinde geçmişleri için üzülsem de geleceklerine yardımcı olabileceğimi bilmek biz terapistlerin en önemli desteği diye düşünüyorum. İnsan olarak danışanımızın yaşadığı acıya üzülüp acısına eşlik etsek de sebeplerinin birlikte, süreç ve sabır ile iyileşeceğini bilmek bize ümit olur. Terapinin başlangıcında danışanlar bendeki ümit ile ümit hissiyati yaşarken süreçteki iyi gidiş kendilerindeki ümit duygusunu hareketlendirmeye başlar ve artık benim ümitlendirmemden ziyade kendi içinde olan değişimi fark etme ve devam eden bir iyilik hali döngüsü ile terapiye sarılma hissi başlar. Bu aşamada terapi daha da sağlam zeminde ilerler ve bu güvenin temeli ile daha derin konular halledilerek terapinin son evrelerine gelinir. Tüm sorunun çözümlendiğinde ise danışan kendini terapiyi bırakabilecek evrede hisseder ve sağlıklı bir ayrışma başlanır.
Yani panik atak çaresi olan acılı bir problemdir. Ancak sabır ve istikrar ile terapiyim ilişki de çözümlenebilecek bu rahatsızlık için kendimizi acılı yaşama mahkum etmeyelim.
Parçalarımızı tanıyıp bütünümüzü görebilmek ve bir bütün hissedebilmek dileğiyle…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Sınav Stresi

Sınavlar ve sanki bir maratonda koşar gibi yarışmak, bu evrenin uzunluğu ve ödülün çok geç gelen bir ödül oluşu gerçekten de bu sürece sabırla ve istikrarla devam etmeyi zorlaştıran ve bireyde çalışmak zorunda olmanın verdiği baskı İle sürece devam ettiğinde boğulma hissi veren bir dönemdir. Bu dönemin sonunda aynı döngüye girmek istenmediği ve yine aynı acının yaşanmasından da kaygı duyulduğu için her girişte şimdi kurtulmam lazım hissi yaşatmaktadır. Sınav sürecinin en önemli aşamalarından biri de sınav sonrası olan süreçtir. Sınavdan çıkıldığı evrede kendinden beklediği performansı sergileyemediğini düşünmenin verdiği kendine yönelik öfke ve soruların cevaplarını düşündükçe fark ettiklerini düzeltememenin verdiği çaresizlik, sonuçları bekleme, sonucun açıklanması, olumsuz bir sonuç varsa şok, acı ve kayıp duygularının yaşanması gibi aşamalar oluşur.
Sınav çıkışı bir çok aile çocuklarına bu süreçte nasıl yaklaşılması gerektiğinin arafını yaşar ve acıyı hızlı bir şekilde gidermeye çabalar.
Bugün biraz çaresiz anne babalar için yazacagız. Hayatta acı kavramı hep olacaktır ve acı çekmemeyi öğrenmek değil acı işe baş etmeyi ve yaşamayı öğrenmek sürecimizin parçasıdır. Sınav sonrası yaşanan bir hayal kırıklığı varsa ve keder durumu oluşursa bu aşamada evlatlarınıza biraz ağlamaları ve duygularını yaşamaları için fırsat tanımak bu süreci rahat yaşamalarına yardımcı olacaktır. Konuşmak isteyip istemediğini sormak, neye ihtiyacı oldugunu sormak ve ihtiyaç duydugunda ben buradayım o evreye kadar seni bekliyor olacagım demek ve ağlamaları anında sadece sarılıp okşanmaları süreçte öfkeni ve acını yaşayabilirsin, bunun için seni dışlamam hissi verecektir. Bu sayede var olan stres şimdide yaşanarak gelecek yıllara sıçrama yapmayacaktır. Sık sık fazla iyi ve tolere eden davranışlar sergileyerek iyimisin diye sormak daha rahatsız edici olabilir. Bunun yerine sabırla acısını yaşamasını beklemek en faydalısıdır.
İlk doğumdan itibaren fazla teskin ve acıyı, öfkeyi yaşamaya müsade edilmemesi içerlenmeye sebep verir.
Bebek her ağladıgında nasıl ki memeye ihtiyaç duyuyor değil bazen içindeki agresyonu dışarı yansıtmaya ihtiyaç duyuyorsa tam bu evrede ağlamaması için meme verildiğinde agresyonu ağlayarak yansıtamayan bebek agresyonu biriktirir ve kendi içine yönlendirmeye başlar. Bunlar ruhsal ve fisiksel iç yıkımlar oluşturur ve agresyonunun önünü kesen anneye içerleme yaşar. Agresyonunun kederinin ve acısının paylaşılmaması gereken bir şey oldugunu, ailesi tarafından bu yanının kalıdırılamadıgını hisseder. Hepimiz bebekliğimizin döngülerini yetişkinlikte de devam ettiririz. Sınav ve diğer stres faktörlerinde ebeveynlere düşen rol çocuklarının ağlamaları ve üzülmelerinde ellerinden bir şey gelmemesinin çaresizliğine tahammül ederek bunun onların yetersizliği veya iyi-kötü ebeveyn olmakla ilişkili olmadıgını kendilerine hatırlatarak çocuklarının yanında olup acısını yaşamasına müsade etmeleridir. Bu çocuğu tamamen kendi ile baş başa bırakmak değil “gidin kimseyi görmek istemiyorum” dediğin de de senin agresyonun sebebi ile sana içerleyip darılmıyorum ve seni bundan dolayı dışlamıyorumu hissettirmek adına “tamam canım. Canın yanıyor farkındayım. Bırak boşalt kendini. ben burdayım ne zaman konuşmaya ihtiyaç hissedersen konuşabiliriz “ diyerek sabırla çocuğun kendisine gelmesini beklemek, hatta odadan çıkmadan sakince imkan varsa beklemek veya dışarı çıkartıldıysa beklemek faydalıdır. Çocuk dönüş yaptıgında sarılarak sıcak ve samimi duygularla karşılanıp şimdi konuşmak istermisin diye sorulabilir. Hala konuşmak istemiyorsa duygularını geçiştirmek istemediğinizi hissettirmek adına “tamam sen kendin ne zaman ihtiyaç hissedersen ben burdayım “ demek ve güvenli bağı sürdürerek esasında çocuğun kendi ihtiyaçlarını kendisinin fark edebileceğine yönelik inançta aşılanmış olur. Konuşma evresine geçildiğinde öğüt verilmeden duygularına etkin empati dediğimiz teknikle yaklaşmak ve sessizliği sık bozmamak da fayda sağlayacaktır. Başkalarının dertleri örnek olarak verilmemesi, ya da iyi yanların vurgulanmaya çabalanmaması başlangıçta oldukça önemlidir. Bunun yerine kederi ve acıyı bozmadan yaşanmasına müsade etmek, hiç bir söz bulunamadıgında hisleri sorulabilir ve sarılabilirsiniz. İnsana iyi gelen karşı tarafın dinleyen ve onun için orda olan yapısıdır. O destek kontrolsüzlüğü yaşama ve biraz dağılıp ebeveynin güvenli zemininde yeniden toparlanmayı sağlar.
Üniversiteye giriş sınavları için uzun bir efor sarf edip bu gün karşılığını alacak olan tüm öğrencilere başarılar dileriz ebeveynlerine de bu süreçte kolaylıklar dileriz… 😌

 

Ağlamanın Şifalı Etkisi

Ağlamanın şifalı etkisi
Her ne kadar kültürel olarak ağlamak güçsüzlük simgeleyen bir davranış biçimi olarak öğretilmiş olsa da esasında ağlamak içimizde filizlenmeye ihtiyaç duyan güzel duyguların beslenmesine yardımcı olduğu gibi üstündeki büyümesini engelleyen ağırlıkların kalkmasına da destek verir. Ağlamak güçsüzlük göstergesi değil yorgunluğun ve acı çekiyor olmanın belirtisidir. Dünyanın en güçlü insanları bile çok uzun zaman yaşamın zorluklarını taşıdıkları evrede doğal olarak yorulurlar ve insani olarak da tükenirler. Kendimize insan olmanın verdiği doğal tepkileri yaşamanın imkanını sunmazsak ve doğal tepkileri yaşamak yoğun bir suçluluk ve aşağılık hissiyatları oluşturuyorsa tükenme ve ağır bir depresyon yaşamak kaçınılmazdır. İnsan olduğumuzu unutmadan yaşamın içinde denge ile ilerleyebilmemiz dileğiyle…

Çocuk Ve Oyuncak

Çocukların bir çok oyuncuğa sahip olması mutlu olmalarını sağlayan bir durum değildir. Geçmişte ebeveynin eksik hissetme duygusunun verdiği travmatik etkiyi çocuğunun da hissetmemesi için yoğun bir şekilde kendindeki boşluğu çocuğu aracılığıyla doyurmaya çalışması sonsuz bir çalışmadır. Hayatta her şeyin fazlası ve azı zarar olabilir. Önemli olan ihtiyacı kadar karşılanabilmesidir. Yaşamın içerisinde eksiklik hissiyati bir çok noktada tadacağımız bir duygudur. Eğer çocukluk aşamasında hayatımızı yoğun bir varlık halinde yaşarsak bunun bedeli olarak yetişkinlikte en ufak bir ret veya hayır karşısında yoğun bir depresyon ve intihar eğilimleri ile ödemek olacaktır. Bu sebeple çocukların her istediği oyuncağın alınması ve alınmadığı evrede ağlayarak tepki verdiği durumun susturulabilmesi amacıyla karşılanması, çocuğun eksiklik ve hayırı kabul etme ve bunun acısını yaşayıp bununla büyüme imkanını elinden alır ve yeni şeyler üretebilecek yaratıcı düşünce alanının da önü kesilmiş olur. Yokluk problem çözme becerilerini güçlendiren ve üretme kabiliyetini kullanmayı teşviklendiren değerli bir motivasyondur. Bu demek değil ki hiçbir şey almayıp çocuğun hiçbir isteğini ve ihtiyacını karşılamayacağız. Ancak ihtiyaçlarının karşılanmasıyla her isteğinin karşılanması aynı şey değildir. Acaba doyurduğumuz çocuğumuz mudur yoksa kendi çocukluğumuz mudur? Doyurduğumuz çocuğumuz sanarken esasında kendi çocukluğumuzun hedefi ile çocuğumuzu doyurma çabasında ruhsal bir obezite oluşur ve açgözlülük, tatminsizlik ve daha büyük boşluk duyguları yerleşir. Bu sebeple zaman zaman yokluk yaşanması öldürücü değil ruhun kaslarını çalıştıran uygun ölçüde bir ağırlık gibi güçlendiricidir. Nasıl ki bir çocuk 20 kiloyu taşıyamaz ancak bir yetişkin taşıyabilirse ve bir çocuk taşımaya kalktığında ezilir veya büyük fiziksel sorunlar yaşayabilirse ruhsal egzersiz içinde hayatın içinde uygun ağırlıklar ile minik zorlanmalar yaşamak ilerde yaşanacak büyük ağırlıkları kaldırabilecek ruhsal bir kas sistemi oluşturacaktır.

Panik Atağı

Panik atağı sırasında soluk alma güçlüğü, boğulma hissi, baş dönmesi, baygınlık hissi, çarpıntı, kalp atım sayısında artma, göğüs ağrısı, titreme, bulantı, karında rahatsızlık hissi, uyuşma, karıncalanma hissi, sıcak basması, ürperme, gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Bedensel belirtilerin yanı sıra tabloya sıklıkla ölüm korkusu, delirme ya da kontrolü kaybetme korkusu gibi bilişsel belirtiler eklenir. Ayrıca anksiyetenin yoğunluğuna bağlı olarak kişi, kendini ya da çevresini değişmiş ve gerçek dışı olarak algılayabilir. Fiziksel ve ruhsal değişimlerin yaşandığı bu anlarda panik atak geçiren kişiler, bu yoğun ve sıkıntı veren duyumları bir “felaket habercisi” olarak değerlendirip, gerçek bir tehlike ile karşı karşıya olduklarını düşünürler.
Terapötik müdahaleler ile panik bozukluk kontrol altına alınarak sebepleri çözümlenir. Bu sayede aslında semptom olan panik bozukluğun esas bize gösterdiği rahatsızlıklar ve yaralar tedavi edilir.
Yani panik bozukluk bir hastalık değil bir belirtidir. Başka ve daha derin olan ruhsal bir yarayı sergileyen çok sancılı ve korkutan bir ağrı çeşidi gibidir.
Derinlerin iyileşmesi dileğiyle… 

Öfke

Öfke, insanın doğuştan getirdiği ve yaşamın ilk yıllarında gelişen, çocuk ya da gencin günlük hayatı içerisinde çok sık oluşan, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere karşı verilen son derece doğal, evrensel, saldırganlık ve şiddet içermeyen, hayatı zenginleştiren, yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan duygusal bir tepkidir.
Öfkenin nasıl ifade edildiği çok önemlidir. Öfke, ifade edilme tarzına göre yorumlanmakta ve ifade edilişindeki sonuçları nedeniyle sorun yaşanmaktadır.
Öfke bireylerde değişik biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Bunlar; öfke içe vurumu, öfke dışa vurumu ve öfke kontrolüdür.

Kıyaslanan Çocuk

📝Her aile çocuğunun olumlu özelliklere sahip olmasını ister fakat beklentiler bazen çocuklarının gelişim düzeyi ve yaşı ile orantısız hatta oldukça üstündedir. Başarılı olan diğer çocukları gördükçe Kendi çocuklarının yetersiz kaldığını düşünüp çocuklarında zayıf gördükleri yönleri düzeltme eğilimine giren ebeveynler aynı zamanda da geçmişte kendilerinde yetersiz kaldıkları özellikleri varsa bunları çocuk üzerinden devam ettirip tamamlamak isterler Bu noktada kıyaslamaya başvuran ebeveynler çocuklarını başarılı olmaya motive etmek amacıyla buna yönelmiş olabiliyor olsa da çocukta bu durum motivasyon kaybına neden olur. Çocukta kıyaslanma öfkeye neden olur aynı zamanda beklentiyi karşılayamayacak durumda ise sonucunda öz güvenleri de azalır. Kıyaslanan çocuk kendini değersiz hisseder ve sorumluluk olmaktan da çekinmeye başlar. Kısacası çocuğun ruhunda ciddi bir yaralanmaya neden olur. Kıyaslama yapıyorsak bu durumun farkına varıp dilimizi düzeltmek en sağlıklı iletişim şekli olacaktır.
Unutmayalım Her çocuk kendine özgü ve biriciktir. Sevgi ve farkındalık dileğiyle ✨☘️🙏

✨Uzman Psikolog Dilara Işık

Koşulsuz Sevgi Nedir?

KOŞULSUZ SEVGİ NEDİR?

Bir çocuğa sevgiyi anlatabilmek , onu sevmekle başlar. Her anne baba çocuğunu sevsede bunu hissettirmek çok önemlidir. Dünyaya gelen her bireyin biricik ve özel olduğunu ve isteyerek dünyaya geldiği bilmesi önemlidir ancak bu şekilde kendini değerli sevilmeye değer hissedecektir. Bizler dünyaya koşulsuz sevme ve güvenme içgüdüsü ile gelirken gelişim sürecinde sevginin koşullu olabileceğini anne baba tutumları ile öğreniriz . Örneğin;
“Ödevini yapmazsan seni sevmem” denilen bir çocuk koşullu sevgi ile tanışmış olur. Ona verdiğimiz mesaj ancak ödevini yaparsan sevilmeye değer bir birey olduğudur ancak ebeveyninin istediği gibi olursa sevgiye değer bir insan olacağını öğrenen bir birey gerçek sevgiden de yoksun büyüyecektir. Aslında bilerek yada bilmeden yaptığımız bu davranış çocuk ruhunda yara oluşturur. Bizlerin bu şekilde davranması çocukların bilişsel yapıları muhakemeyi yapmaya yeterli olmadığından, ancak bu koşulları yerine getirirlerse sevileceklerine inanmalarına yol açar ve çocuk koşulları yerine getiremediğinde kendini sevilmeye değer görmez. Unutmayalım ki içimizdeki sevgi en güzel şifa kaynağı ve iyileştirici güçtür. Farkındalık ve Sağlık dileğiyle ✨

-Uzman Psikolog Dilara Işık

Oyun Terapisi Nedir

OYUN TERAPİSİ NEDİR ?

Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile çocukların kendilerini ve ihtiyaçlarını ifade etmelerine yoğunlaşan özel terapi türüne “oyun terapisi” denir. Oyun terapisi, çocukların bilişsel ve sosyal becerilerini, duygu ve düşüncelerini oyun ile ortaya koymalarını amaçlar. Oyun terapisti ise çocuğun ortaya koyduğu oyun dünyasına onunla birlikte girerek, çocuğun oyun dilini konuşur. Terapi sürecinin sonunda çocukların yaşadıkları duygusal sıkıntıları gidermeleri ve sağlıklı gelişimlerine ulaşmaları hedeflenir.

-🎈 ÇOCUĞUM OYUN OYNAYARAK YARDIM ALIR MI?

Çocuklar kendi duyguları ve yaşadıkları olaylar hakkında yetişkinler gibi konuşamazlar. Aynı zamanda tecrübe ettikleri olayları yetişkinler gibi düşünerek anlamlı hale de getiremezler. Bu yüzden yetişkinler için uygulanan konuşma terapileri şekli çocuklara uygulanamaz. Ancak çocuklar için oyun, kendilerini ve tecrübelerini ifade etmenin en doğal yoludur. Çocuklar, davranışlarını etkileyen kızgınlıklarını, korkularını, üzüntülerini, endişelerini, çaresizliklerini, hayal kırıklıklarını oynayarak dışa vurur ve deneyimlerini oynayarak anlatırlar. Bu anlamda oyun terapisi, oyuncakları kullanarak konuşmanın ve yardıma ulaşmanın en kolay yolu haline gelir.🧸

✨ PSİKOLOG DİLARA IŞIK

Çocuklarımıza Afet Sürecini Nasıl Anlatmalıyız?

Sevgili Anne Babalar;

Çok zor zamanlardan geçiyoruz. İçinde bulunduğumuz bu zor günlerde çocuklarımız soruyor; çevremde neler oluyor ? Nedir bu kargaşa? Nasıl bir tehlike ile karşı karşıyayız?
Bu süreci çocuklarımıza nasıl anlatmayız ?
Yaşına uygun olarak verilecek cevaplar olmasına dikkat etmeliyiz.
Somut anlaşılır sağlıklı ve net cevaplar olmasına özen göstermeliyiz.
Bu süreçte çocuklarımıza yaşına uygun cevaplar vermeye özellikle dikkat etmeliyiz çünkü yaşından fazla bilgi verildiğinde çocuklar hem anksiyete yaşayacak hemde bu konu onlar adına travmatik olacaktır.
Ona bu sürecin kontrol altında olduğunu,
Onu koruduğunuzu her zaman tehlikelere karşı onu koruyacağınızı hissettirin ve bunu dile getirin.
Bunu şu şekilde dile getirebilirsiniz;
Evet kötü bir süreç geçirmiş olsak bile senin yanındayız ve birlikteyiz herşey yola girecek düzelecek endişe etmeye gerek yok bu süreç geçiyor bir daha tekrarlanmaması için gerekli önlemleri alıyoruz.
Endişesinin azalması açısından onu bu sürece dahil ederek bu süreçte birlikte hayvanlara mama yada bir yardım torbası hazırlayabilirsiniz.
Yardıma muhtaç kişilere birlikte yardım etmeniz anksiyete seviyesini azaltacaktır.
İyileşmeye başlayan süreçleri ona aktarmanızda fayda var.
Böylelikle herşeyin düzeleceğini bir başı ve sonu olduğunu her kötü sürecinde sonu olduğunu anlamış olacaktır.
Bu süreçte önce kendi korku ve kaygılarınıza çalışmanız ve destek almanızı öneriyoruz. çünkü siz duygularınızı nasıl yansıtırsanız çocuklarımızda o şekilde duygularını size yansıtacak ve size duygularını tepkilerini sizin yönteminizle aktaracaklardır.
Zor günlerimizin geride kalması birlik beraberlik ve dayanışma içinde güzel günlerin gelmesi umuduyla..
PSİKOLOG DİLARA IŞIK ✨

Ergenlikte Ebeveyn Ve Çocuk İlişkisi Nasıl Olmalıdır?

Çocukluk dönemi ile erişkinlik arasında kalan ara bir dönemdir ergenlik, bir dönemin sonlanmasının getirdiği hüzün bir yandan yaşanırken başka bir döneme ait bilinmezliklerin ve heyecanın iç içe geçtiği, karmaşık durumlar yoğun olarak yaşanması olağandır.Ergenlik döneminde konacak yasaklar ve tanınacak özgürlüklerin sınırını kesin çizgilerle tanımlamak gerekir fakat her genç ve ailesi için ortak sınırlar belirlemek her zaman mümkün olmayabilir ve Aynı aile içinde bile kardeşler arasında farklılıklar olmuştur ve olacaktır. Ailelerin yeterli düzeyde ilgisinin ve ergenlik değişimleri konusunda bilgisinin olmasının, gerekli iletişim kurabilmesinin çocukta oluşan öfke ve buna bağlı şiddet içeren davranışları azaltır. Ergenliğin ilk yıllarındaki kız ve erkek çocuklar ailelerinden anlayış, ilgi, hoşgörü, sevilme, değer verildiğini hissetme, gizli tutmak istedikleri konularına saygı, destek ve yardim almak istemektedirler. Her bir yaşamın biricik olduğu bilinciyle doğru zamanda doğru desteği alarak ilerlemeniz ve sağlık dileğiyle..

 

Kıyaslanan Çocuk

📝Her aile çocuğunun olumlu özelliklere sahip olmasını ister fakat beklentiler bazen çocuklarının gelişim …

Koşulsuz Sevgi Nedir?

KOŞULSUZ SEVGİ NEDİR? Bir çocuğa sevgiyi anlatabilmek , onu sevmekle başlar. Her anne baba çocuğunu sevsede bunu …