Yazar: <span>siteicerikleri</span>

Kendine Değer Verdiği Zannını Yaşayanlar

Hepimiz hayatımızda birden bire çok bencilce bir eylem içinde olan tanımadığımız dışarıdan bir insanla karşı karşıya kalabiliriz. Örneğin acil gitmek zorunda olduğunuz bir yere tam çıkacakken evinizin otoparkının önünde duran araç yüzünden dakikalarca beklediğiniz olabilir. Ya da biri size gelip çarpar ve yanınızdan başı dik ve hiçbir şey yokmuş gibi çekip gider. Ya da bir mağazada bütün herkesin ilgisini çekecek kadar yüksek sesle konuşup büyük hareketlerde bulunan birini görürsünüz ve ben böyleyim hiç kimseyi iplemem der. Bu bireyler kendilerince kendilerine verdikleri değeri ön planda tuttuklarını düşünür ve ben hayatta kendimi çok önemsiyorum başka insanların ne düşündüğü benim için hiç önemli değil diyerek başkalarının sınırlarını ihlal eden ve istismar eden bir tabloda ilerler. Esasta istismarcı ve zorba konumunda olan bu bireyler kendilerini bu şekilde tanımlamazlar. Kendilerini tanımlama biçimleri ben bu şekildeyim, ben böyleyim, kabul eden kalsın beni ilgilendirmez şeklindedir. Oysa başkalarının sınırlarını ihlal eden eylemlerimiz ben böyleyim diyerek geçebileceğimiz kadar basit değildir. Hayatta kurallar ve sınırlar vardır. Bu kurallar ve sınırlara uyum sağlayamayan veya geldiği herhangi bir kırsal kesimden kente veya kentten kırsal kesime yaşadığı göçü kabul edemeyen bireylerde uyum problemi vardır. Uyumla alakalı yaşanan bu davranışsal sorunlar bireyde dürtü kontrol bozukluğu, davranım bozukluğu, uyum bozukluğu, sınır kişilik vb sorunları gösterir.
İnsanın kendine değer vermesi başka insanlara zarar vermekten ve başka insanların sınırlarını geçebilmekden geçmez. Aksine başka insanların sınırlarını hiçe sayan ve kendini koruduğunu ve nasıl da haklarını söke söke aldığını iddia eden bu bireyler başkalarının haklarını ihlal etme noktasında bir etiksel sorun yaşamamaları sebebiyle sorunlu ve bencil bireyler olarak değerlendirebiliriz.
Öz sevgi bencillikten geçmediği için bireyin öz sevgisi olduğu evrede başkalarını sevmek ve başkalarına değer vermek kolaydır, değersiz hissettiren bireyi hayatından çıkarabilmesi veya sınır koyabilmesi spontan, doğal ve rahattır. Bu bireylerde ise sınır koyma becerileri zayıf olduğu için karşıdaki bireylere ben güçlüyüm bana zarar vermeye kalkarsan sana daha kötü zarar veririm inancını verebilmek için önden bir kontrolcü yapı ile sınır koyma çabası içindedir. Kendine değer veremeyen bu bireyler karşı tarafı önden bu sinyali vererek sınırlarını korumaya çalışırlar. Kendine değer veremedikleri için başkalarına da bu değeri vermekten yoksundurlar. Eğer bir gün bu tarz insanlarla karşılaşırsanız onların size hissettirdiği ezilmişlik duygusu içerisinde aklınıza bu yazı gelsin ve şunu fark edin; bu insan kendini çok sevdiği ve çok değer verdiği için bu eylemi yapmadı ve siz değersiz olduğunuz için de yapmadı. Bu insan kendine dahi değer verme becerisi olamadığı için maalesef size de bunu gösteremiyor. O yüzden bu konu sizinle alakalı değil bu onunla alakalı. O hasta bir birey ,onu o şekilde görün ve oradan uzaklaşın, ona sınır koyabileceğiniz imkanları değerlendirin.
Sevgiler…
Uzm. Klinik ve Endüstriyel Psikolog Sümeyye Arslan

Travmanın Beyne Ve Bedene Etkisi

Travma anında beynin sağ alt merkezinde büyük bir aktivasyon olur. Burası Limbik alan ya da duygusal beyindir.Yoğun duyguların Limbik Sistemi harekete geçirdiği bilinir,özellikle de Limbik sistem içindeki özel bir alan olan amigdalayı. Yaklaşan tehlikelere karşı bizi uyarması ve bedenin stres tepkisini harekete geçirmesi için amikdalaya güveniriz.Travma yaşayan insanlara, belirli deneyimleri ile ilgili görüntüler, sesler ya da düşünceler sunuldugunda, amigdalanın alarm tepkisi verdiği görülmüştür.Bu korku tepkisinin harekete geçmesi, stres hormonlarının akışının tetiğini çeker ve sinir uyarıları kan basıncını, kalp atışını ve oksijen alımını arttırır, bedeni savaş ya da kaç yanıtına hazırlar.En şaşırtıcı olan kısmı ise korteksin sol Frontale lobunda, Broca alanı olarak adlandırılan bölgede kan akımında belirgin bir düşüş yaşamasıdır.Broca alanı, beynin konuşma merkezlerinden biridir. Bu bölgeye kan akışı kesilmesi sıklıkla felçli hastalarda görülür.Broca alanında işlevsellik olmadığında düşüncelerimizi ve duygularımızı kelimelere dökemeyiz.Geçmişe dönüş tetiklendiğinde Broca alanında işlev olmadığı görülmüştür. Başka bir değişle artık, travmanın, damar tıkanıklığına bağlı felç de görülene benzer biçimde, bir fiziksel hasarın etkilerinden çok daha farklı olmayan, onlarla çakışan etkiler yaptığına işaret eden görsel kanıtlar araştırmalarda sunulmuştur. Sıradışı koşullar altında insanlar kötü sözler söyleyebilir, annelerine seslenebilir, korkuyla bağırabilir ya da sadece kapanabilirler. Saldırı ve kaza kurbanları, acil Servis odalarında sessiz ve donuk bir halde bekler; travma yaşayan çocuklar dillerini yutmuş gibidir ve konuşmak istemezler.Cephedeki askerlerin fotoğrafları, gözleri çukurlaşmış adamların sessizlik içindeki boş bakışlarını gösterir. Bu sebeple travma yaşayan insanlar, üzerinden yıllar geçse de başkalarına başlarına gelenleri anlatmakta zorluk çekerler. Bedenleri, korkuyu, öfkeyi ve çaresizliği yeniden yaşarken, Savaşma ya da kaçma dürtüleri yeniden canlanır ancak bu duygularını dile getirmeleri neredeyse imkansızdır.Travma doğası gereği bizi kavrayışımızın sınırlarını çeker, ortak deneyimin ya da imgelenebilir bir geçmişin dilinden yoksun bırakır.

(Beden Kayıt Tutar, Bessel A. Van Der Kolk)

Beyin Loblarının İşlevi

Beynin iki yarısının da farklı diller konuştuğunu biliyoruz.
Sağ taraf; sezgisel, duygusal, görsel, mekansal ve dokunsal, sol taraf ise sözel, ardışık ve analitiktir. Beynin sol yarısı tüm konuşmayı gerçekleştirirken sağ yarısı da deneyimin müziğini taşır. O, 100 ifadeleri ve beden diliyle iletişim kurar, şarkı söylemek, dans etmek, ağlamak, küfür etmek ya da mimikler gibi sevgi ve üzüntünün seslerini çıkarır.
Beynin sağ tarafı anne karnında gelişen ilk kısımları ve anneler ve bebekleri arasındaki sözel olmayan iletişimi sağlar. Sol hemisferin, çocuklar dili anlamaya ve konuşmayı öğrenmeye başladığında harekete geçtiğini görüyoruz. Bu, etraftaki şeyleri isimlendirmesini, karşılaştırmasını, aralarındaki bağlantıyı anlamasını sağlar ve kendilerine has, bireysel deneyimlerini başkalarıyla paylaşmaya başlarlar.

Travmanın Beyin İşlevine Ve Farkındalığa Etkisi

Normal koşullarda insanlar beyinlerinin bir tarafının diğerinden üstün olduğunu söyleseler de beynin iki yarısı az çok uyumlu bir biçimde birlikte çalışır. Ancak bir kısmını, geçici olarak ya da bir bölümünün tamamen kapanması yeti yitimine yol açar.
Beynin sol lobunun etkisiz hale gelmesi, organize deneyimlerimizi mantıklı bir sıraya dizme ve değişen duygularımızı ve algılarımızı kelimelere dökme kapasitemiz üzerinde doğrudan etkilidir. Geçmişe dönüşler sırasında kararan Broca adındaki dil alanı da beynin sol tarafındadır. Sıralama olmadan neden ve sonuçları saptayamayız. Eylemlerimizin uzun vadeli etkilerini kavrayamayız ya da gelecek için uygun planlar yapamayız. Bazen çok üzülen insanlar akıllarını kaybettiklerini söylerler. Teknik anlamda ise yönetici işlevlerinde kayıp yaşamaktadırlar.
Travma yaşayan insanlar, geçmişteki bir olayı hatırladıklarında beyinlerinin sağ tarafı sanki travmatik olay, o anda oluyormuş gibi tepki verir. Beyinlerinin sol tarafı iyi çalışmadığı için geçmişi yeniden yaşadıklarını ya da canlandırdıklarının farkında olmayabilirler. Yalnızca korkmuş, öfkeli, kızgın, utanmış ya da doğmuş bir haldedirler.
Duygusal fırtına geçtikten sonra, suçlayacakları birini ya da bir şeyi aramaya başlarlar. Sana öyle davranmamın nedeni, senin 10 dakika geç kalman ya da senin patatesi yakman yüzünden ya da çünkü sen beni hiç dinlemiyorsun gibi… Elbette hepimiz zaman zaman bunu yaparız ancak sakinleştiğimizde hatamızı kabul ederiz. Travma bu tür farkındalığı engeller ve zaman içinde araştırmalar bunun nedenini gösterdi.

Travmanın İnsan Organizmasına Etkisi

Yanda yer alan çizim, tehdide karşı tüm bedenin tepkisini göstermektedir. Beynin alarm sistemleri açıldığında, otomatik olarak beynin en eski kısımlarında yer alan önceden planlanmış fiziksel kaçış planları tetiklenir. Diğer hayvanlarda da olduğu gibi, temel beyin yapımızı oluşturan sinirler ve kimyasalların bedenimizle doğrudan bağlantısı vardır. Eski beyin, yönetimi ele geçirdiğinde, beynin daha üstteki bölümünü, bilinçli zihnimizi kapatır ve bedenimizi, kaçmaya, saklanmaya, savaşmaya ya da bazen donmaya doğru sürükler. Tam olarak durumunuzun farkına vardığımızda, bedenimiz çoktan harekete geçmiş olabilir. Savaşma, kaçma, donma tepkisi başarılıysa ve tehlikeden kaçabilirsek, ruhsal dengemizi yeniden yakalar ve aşamalı olarak duygularımızı tekrar geri kazanırız.
Herhangi bir nedenden dolayı, normal tepkimiz engellendiğinde; örneğin insanlar baskı altında olduğunda, tuzaga düşürüldüğünde ya da etkili bir eylemde bulunması engellendiğinde, savaş alanında, araba kazasında, aile içi şiddete maruz kaldığında ya da tecavüze uğradığında beyin stres kimyasallarını salgılamayı sürdürür ve beynin elektrik devreleri boşyere yanmaya devam eder. Olayın ardından uzun bir süre geçtikten sonra hala beyin, artık var olmayan bir tehdide karşı bedenine kaçması gerektiği sinyalini gönderebilir.

Uyum Ya Da Hastalık

Uyum Ya Da Hastalık?

Tanısal model dört temel gerçeği gözden kaçırmaktadır:
Birbirimizi bozma kapasitemiz birbirimizi iyileştirme kapasitemize denk gelir. İlişkileri ve toplumu iyileştirmek refahımızı iyileştirmenin temelidir.
Dil, deneyimlerimizi aktararak kendimizi ve başkalarını değiştirme, bildiklerimizi tanımlama ve genel bir anlam bulma gücü vermektedir.
Nefes alma, hareket etme ve dokunma gibi bedenin ve beynin istemdışı olarak adlandırılan işlevlerini de içerecek şekilde kendi fizyolojimizi düzenleme yeteneğimiz vardır.
Çocukların ve yetişkinlerin kendini güvende hissedebileceği ve gelişebileceği ortamlar yaratmak için sosyal koşulları değiştirebiliriz.
İnsanlığın bu en temel yönlerini gözardı ettiğimizde travmadan iyileşme yollarını ve özlerinde olan kendilerini düzenleme yollarını engellemiş oluruz. Bireylerin iyileşme sürecinin katılımcısı olması yerine kendini hasta olarak adlandırması, acı çeken insanları toplumdan ayırır ve kendi benliklerinden uzaklaştırır.
(Beden kayıt tutar travmanın iyileşmesinde beyin, zihin ve beden/ Bessel A. Van Der Kolk)
Çok sevdiğim bu kitaptan aldığım altıntıdan da görüldüğü gibi insan için hormonları düzeltmek veya tanısal bir sıfat yapıştırmak anlamlandırma ve çözümleme ihtiyacını tek başına karşılayamamaktadır. Bütünsel bir yaklaşım İle insanı ele almak insana ve doğasına daha uygundur.
Kendimize daha bütünsel bakmak ve değerlendirmek dileğiyle…
Uzm. Klinik Psikolog Sümeyye Arslan

Mutlu Evlilik

Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, mutlu bir evliliğin şartlarından birisi, eşlerin birbirlerine etki etmelerine izin vermeleri ve birbirlerininn duygu ve düşüncelerini dikkate almaları ve önemsemeleridir. Aşağıda, bu konuyla ilgili, uygulayabileceğiniz kısa bir testimiz var. Bu ifadelerin sizin evliliğiniz için doğru olup olmadığını bularak, ilişkinizi değerlendirebilirsiniz.


(E= Evet; H=Hayır).
1. Eşimin, ilişkimizle ilgili meseleler hakkında ne düşündüğünü bilmek isterim (E/H)
2. Eşimin, olayları her zaman benim gibi görmesi için ikna etmeye çalışmam. (E/H)
3. Her tartıştığımızda eşimin fikirlerini reddetmem. (E/H)
4. Eşimin söyleyecek önemli bir şeyleri olduğuna inanırım ve söylediklerine değer veririm. (E/H)
5. İlişkimizde eşimle eşit söz hakkımız var. (E/H)
Şimdi aynı testi eşinizin size karşı olan tutum ve davranışlarını düşünerek cevaplayın

1. Eşim, ilişkimizle ilgili meseleler hakkında benim ne düşündüğümü bilmek ister (E/H)
2. Eşim, olayları her zaman kendisi gibi görmem için beni ikna etmeye çalışmaz. (E/H)
3. Her tartıştığımızda eşim benim fikirlerimi reddeder. (E/H)
4. Eşim, benim söyleyecek önemli bir şeylerim olduğuna inanır ve benin söylediklerime değer verir. (E/H)
5. İlişkimizde eşimle eşit söz hakkımız var. (E/H)
Eğer cevaplarınız evet ise, dengeli, her ikinizin de karşılıklı olarak birbirini önemsediği, birey olarak kabul ettiği ve değer verdiği bir evliğiniz var demektir. Tebrikler! Mutluluğunuz daim olsun…

Quiz developed by Maureen Werrbah, The Gottman Institute, @gottmaninstitute

  • Doç. Dr. Ümmühan Yeşil

Kıyaslanan Çocuk

📝Her aile çocuğunun olumlu özelliklere sahip olmasını ister fakat beklentiler bazen çocuklarının gelişim düzeyi ve yaşı ile orantısız hatta oldukça üstündedir. Başarılı olan diğer çocukları gördükçe Kendi çocuklarının yetersiz kaldığını düşünüp çocuklarında zayıf gördükleri yönleri düzeltme eğilimine giren ebeveynler aynı zamanda da geçmişte kendilerinde yetersiz kaldıkları özellikleri varsa bunları çocuk üzerinden devam ettirip tamamlamak isterler Bu noktada kıyaslamaya başvuran ebeveynler çocuklarını başarılı olmaya motive etmek amacıyla buna yönelmiş olabiliyor olsa da çocukta bu durum motivasyon kaybına neden olur. Çocukta kıyaslanma öfkeye neden olur aynı zamanda beklentiyi karşılayamayacak durumda ise sonucunda öz güvenleri de azalır. Kıyaslanan çocuk kendini değersiz hisseder ve sorumluluk olmaktan da çekinmeye başlar. Kısacası çocuğun ruhunda ciddi bir yaralanmaya neden olur. Kıyaslama yapıyorsak bu durumun farkına varıp dilimizi düzeltmek en sağlıklı iletişim şekli olacaktır.
Unutmayalım Her çocuk kendine özgü ve biriciktir. Sevgi ve farkındalık dileğiyle ✨☘️🙏

✨Uzman Psikolog Dilara Işık

Koşulsuz Sevgi Nedir?

KOŞULSUZ SEVGİ NEDİR?

Bir çocuğa sevgiyi anlatabilmek , onu sevmekle başlar. Her anne baba çocuğunu sevsede bunu hissettirmek çok önemlidir. Dünyaya gelen her bireyin biricik ve özel olduğunu ve isteyerek dünyaya geldiği bilmesi önemlidir ancak bu şekilde kendini değerli sevilmeye değer hissedecektir. Bizler dünyaya koşulsuz sevme ve güvenme içgüdüsü ile gelirken gelişim sürecinde sevginin koşullu olabileceğini anne baba tutumları ile öğreniriz . Örneğin;
“Ödevini yapmazsan seni sevmem” denilen bir çocuk koşullu sevgi ile tanışmış olur. Ona verdiğimiz mesaj ancak ödevini yaparsan sevilmeye değer bir birey olduğudur ancak ebeveyninin istediği gibi olursa sevgiye değer bir insan olacağını öğrenen bir birey gerçek sevgiden de yoksun büyüyecektir. Aslında bilerek yada bilmeden yaptığımız bu davranış çocuk ruhunda yara oluşturur. Bizlerin bu şekilde davranması çocukların bilişsel yapıları muhakemeyi yapmaya yeterli olmadığından, ancak bu koşulları yerine getirirlerse sevileceklerine inanmalarına yol açar ve çocuk koşulları yerine getiremediğinde kendini sevilmeye değer görmez. Unutmayalım ki içimizdeki sevgi en güzel şifa kaynağı ve iyileştirici güçtür. Farkındalık ve Sağlık dileğiyle ✨

-Uzman Psikolog Dilara Işık

Kendine Değer Verdiği Zannını Yaşayanlar

Hepimiz hayatımızda birden bire çok bencilce bir eylem içinde olan tanımadığımız dışarıdan bir insanla karşı …

Travmanın Beyne Ve Bedene Etkisi

Travma anında beynin sağ alt merkezinde büyük bir aktivasyon olur. Burası Limbik alan ya da duygusal beyindir.Yoğun …

Beyin Loblarının İşlevi

Beynin iki yarısının da farklı diller konuştuğunu biliyoruz.Sağ taraf; sezgisel, duygusal, görsel, mekansal ve dokunsal, …